AYŞEGÜL KASAP
aysegulkasap@diken.com.tr
@aysegul_kasap
Geçen yıl temmuz ayında başlayan ve üç hafta boyunca kontrol altına alınamayan Antalya’nın Manavgat ilçesindeki yangında kurtarılan tek bölge, şimdi de mermer ocağı için yok olmanın eşiğinde.
Antalya’nın Manavgat ilçesindeki Beşkonak Köprülü Kanyon’a çok yakın olan Kırkkavak köyünde mermer ocağı için çalışmalara başlandı.

Ocağı yapacak şirket Çin menşeili Taş Kütüphanesi adlı bir firma. 12,23 hektarlık alana yapılacak olan mermer ocağı için hem Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan hem de valilikten izinler çıkmış. Üstelik 2018 yılında bölge için “ÇED gerekli değildir” kararı da verilmiş. Karardaki gerekçeyse mermer ocağı yapılacak alanın 25 hektarın altında olması. Ancak köy halkı, mermer ocağı yapımı sırasında ‘Kapasite artırma’ gerekçesiyle çalışma alanın genişletilmesinden endişeli.
Söz konusu ocakla ilgili köy halkı bilgilendirilmezken projenin askıda ilanı bile olmadı. Köy halkı yol çalışması başladığı an tesadüfen mermer ocağından haberdar oldu. Bunun üzerine de yaşam alanına sahip çıkmak için, çalışmanın yapıldığı alana giden köylüler jandarmanın biber gazlı ve coplu müdahalesiyle karşı karşıya kaldı.
Kırkkavak köy halkı süreci ve jandarma müdahalesi sırasında yaşadıklarını Diken’e anlattı.

Gözaltı gerekçesi kepçeciye ‘Çık buradan’ demek
Ağaçları kesmeye başladıkları an mermer ocağından haberi olduklarını belirten Kırkkavaklı Hidayet Şeker jandarmanın müdahalesini şu ifadelerle anlattı: “Hiçbir hak tanımadılar. Askeri üzerimize saldılar. Biber gazı, copla… Üstümüze geldiler. Yanımdaki arkadaşlardan gözaltına alınanlar oldu. Karakolda gece 15 kişi vardı. Gerekçesi ‘Kepçeciye çık buradan’ demiş olmamızmış. Bizim bunu demek doğal hakkımız.
Mermer ocağı açılacağı konusunda köyde askıda bir ilan bile olmadı. Hatta köyün azası anlatıyor, ‘Ben azası olduğum halde böyle bir duyum almadım. Bilgim yok’ diyor. Bizim kesim yapılmaya başlayınca haberimiz oldu. Mermer ocağı bu mahallelerin hepsini olumsuz etkileyecek. Direnmeye devam edeceğiz. Ölümüne kadar gideceğiz.”
‘Çok yaşlı amcamızın direkt gözüne biber gazı sıktılar’
Jandarmanın ‘tehditvari konuştuğunu’ belirten Erkan Kostak şöyle devam etti: “Bize karşı biber gazı kullandılar. İttiler. Jandarma kepçenin önüne geçiyor. Kepçeciye ‘Burada duracaksın’ diyor. Köy halkının da istediği kepçenin oradan gitmesi. Sadece istediğimiz buydu. Biz onlara hiçbir şekilde hakaret etmedik. Jandarmaya kötü söz söylemedik. Orada durduğumuz için bize biber gazı kullandılar.
Mehmet amca var. Çok yaşlı bir amcamız. Direkt gözüne biber gazı sıktılar ve ittiler. Orası zaten yağmur yağıyor, sürekli çamurlu bir bölge. Yürürken bile zorlandığımız bir yer.“
Kendisinin gözaltına alınmadığını ama ifade için çağrılacak 30 kişinin içinde olduğunu belirten Kostak, “Gerekçe, bizim oraya katılmamız. Biz sadece anayasal hakkımızı kullandık ve istemediğimizi söyledik” dedi.
‘Başka geçim kaynağımız yok’
Mermer ocağıyla beraber yaşam alanlarının yok olacağını belirten Kostak şunları söyledi: “O mermer ocağının yapılacağı yerde su kaynakları var. Köyün halkı ağaçlarını, meyvelerini içme sularını o su kaynağından kullanıyor. Yarın orada mermer ocağı başladığında su kaynaklarımız yok olacak. Sadece Kırkkavak köyü değil, Çayı, Çingil, Düzağaç ve diğer köyler de etkilenecek.
Diğer köylerin beslendiği su kaynakları var. Köy halkı olarak mücadelemize devam edeceğiz. Biz köy halkı olarak mermer ocağını istemiyoruz. Biz hayvancılıkla, tarımla uğraşan insanlarız. Başka geçim kaynağımız yok. Buranın havası temiz. Mermer ocağı yapılırsa tarım ve hayvancılık yapamayacağız. Bizler yıllardır burada yaşamlarımızı sürdürüyoruz. Bizim atalarımızın bize emanet ettiği o toprakları savunmak için mücadelemize devam edeceğiz.“
‘Binbaşı bizi tehdit etti’
Yöre halkında Hüseyin Zurna sadece biber gazı ve copla saldırı olmadığını, darp etmenin yanında tehdit de edildiklerini söyledi: “Binbaşı vardı, tehdit etti bizi. ‘Sizi Beşkonak karakoluna alıp, sopa attırıp dayak atacağım’ dedi. Ağaçları keserken biz onlara engel olmak istedik. Sonra asker de binbaşının emrinden sonra copla biber gazıyla bize saldırdı. Yaşlı dinlemeden saldırıldılar.”
Zurna da gözaltına alınanlardan değil ancak adı ifadesi alınacaklar arasında.
‘Muhtar ihbar etti’
Zurna karakolda yaşananlar şöyle anlattı: “Gözaltına alınanların ifadelerini geciktirmişler. Gece sabaha kadar orada tuttular. İfadeleri bittiği halde beklettiler. Geç saldılar. Beşkonak karakolunda beklettiler. Bizim muhtarın da haberi var bundan. Muhtar gitmiş karakola bizi ‘Onlar bizim köyden değil’ diye şikayet etmiş. Biz Kırkkavak köyündeyiz.
Muhtar bizim yanımızda değil.Şirketten yana. Biz o gün direnirken muhtar eğlenceye gitmiş. Aradılar telefona da bakmadı. Ama daha sonra bizi gidip gece ihbar etti. Jandarmalar fotoğrafımı çekmiş hepimizin. Muhtar da ‘Bunlar köyden değil, bunlar çete, çete kuruyor’ diye şirketle beraber bizi şikayet etmiş.”
‘Ya kalacağız ya öleceğiz’
Zurna direneceklerini söyledi: “Manavgat yangınından sonra yeşil alan bizim taraf kaldı zaten. Hayvancılık, tarım burada yapıyoruz. Bizim geçmişimiz ve geleceğimiz burası. Bizim bir köyümüz var orada. Sonuna kadar köyümüzü korumak için direneceğiz. Ya kalacağız ya öleceğiz. “
‘Buradan bir çakıl bile vermeyiz’
Kırıkkavaklı İlhan Topal da tek istediklerinin ağaçların kesilmesini engellemek olduğunu belirtti: “Bunu istedik diye jandarma biber gazı ve coplarla bize saldırdı. Köy azalarımızdan biri binbaşıyla konuştu. Kepçenin oradan çekilmesini istedi. ‘Biz buradan bir çakıl bile vermeyiz, bu yanlış bir iş’ dedi. Anlattı. Tabii bu arada köyün yöneticisi muhtar Durali Tut Bey de ortada yok.”
‘Hiç suçu olmadığı halde karakolda tuttular’
Topal’ın oğlu ve yeğeni gözaltına alınanlar arasında: “Hiçbir gerekçe yok. 24 saat karakollarda gezdirmişler. Bize hiç bilgi vermediler. Biz kapılarda bekledik, Kırkkavak muhtarı karakolda ne söylediyse salmadılar. Boş yere hiç suçu olmadığı halde karakolda tuttular.”
Sonuna kadar direneceklerini belirten Topal şöyle devam etti: “Bizim yol yapımı başlayıncaya kadar mermer ocağından haberimiz yoktu. Kimseye haber verilmedi. Askı ilanı olmadı, askı sürecini görmedik. Ağaçlara kıymışlar. Bizim bölgemiz olmasa Antalya’nın tüm tarım yapan insanları serasını ısıtacak hiçbir şey bulamaz. Mermer ocağı yapılırsa biz de tarım yapamayız. Herkesin tarlası, bahçesi var. Her türlü ağaç yetişiyor. Su kaynakları var.”