Demokratik Toplum Kongresi’nin Diyarbakır’da gerçekleştirdiği toplantının ardından yapılan açıklamalar; “özerklik”, “kendi kaderini tayin hakkı” gibi meselelerin gündemimize gelmesine neden olacak gibi görünüyor.
HDP, Kürtlerden yüksek bir oy alıyor. Ancak bu oyların ana ağırlığının, doğrudan “özyönetim”, “özerklik” “bağımsızlık” taleplerinden hareketle verildiğini söylemek kolay değil.
Şunu da hatırlamakta yarar var: HDP, seçim propagandalarını, büyük ölçüde “Türkiye partisi olmak” sloganını temel alarak yürüttü. “Çözümün Türkiye içinde olduğu” vurgusu, öne çıktı.
Bu çerçevede, “HDP’ye verilen oyların bir bağımsızlık eğiliminin ifadesi olduğu” yönündeki okumaların, nesnelliği tartışmalıdır. Özgür ve rahat bir ortamda, doğrudan halkın görüşüne başvurulmadığı sürece, bağımsızlık konusuna ilişkin nesnel ve somut bir saptama yapılamaz.
Eğer Kürtler, Türklerle birlikte yaşamak istemiyorlarsa, bunu ifade edebilecek siyasi birikime ve olgunluğa sahipler. Bu mesele şiddetten uzak bir ortamda tartışılmalı. Sonunda karar verecek olan, elbette halkın bizzat kendisidir. Bu mesele, “onların yerine” karar verilebilecek bir mesele değil.
Bu bağlamda, “silahların gölgesinde bir ayrılma zorlaması”nın, halkın eğilimleriyle örtüştüğünü iddia etmek, gerçeği yansıtmıyor.