Rize’de Çataldere köyü sakinlerinin hidroelektrik santrali (HES) projesine karşı yürüttüğü hukuk mücadelesi dokuz yıl sonra lehte sonuçlandı.

Mücadele Çayeli ilçesindeki Senoz Vadisi’nde, Atabey ve Koçoğlu enerji şirketleri tarafından yapılan Uzundere HES projesine karşı 2006 yılından beri sürüyordu.
Mücadele boyunca Rize İdare Mahkemesi, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın ‘ÇED raporu’ onayları aleyhine üç kez yürütmeyi durdurma kararı verdi. Mahkeme son olarak 2011 yılında ‘ÇED olumlu’ kararını iptal ederek HES çalışmasını durdurdu.
Bakanlık bunun üzerine, yerel mahkeme kararına Danıştay’a başvurarak itiraz etti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da yerel mahkemenin iptal kararını onayarak köylülerin lehine karar verdi.
Her bir dere ve dağ ayrı ayrı savunulmak zorunda

TEMA Vakfı Çayeli Temsilcisi Ahmet Ali Kork, Karadeniz vadilerinde bir yıkıma dönüşen ve sayıları 500’ü geçen HES projelerinin sayısının Kaçkar Dağları’na doğru açılan derin bir vadi olan Senoz’da 14’e ulaştığını söyledi.
Zengin biyolojik çeşitliliğinin bulunduğu vadide dört yıldır organik tarım projelerinin uygulandığını anlatan Ahmet Ali Kork, “Vadideki 12 köye kimyasal gübre ve ilaç girmiyor. Çay tarımını, organik arıcılık ve diğer ürünler izliyor. HES’lere karşı yürütülen mücadele doğasıyla bütünleşmiş bir halkı harekete geçiriyor. Geleceğini kurma telaşındaki köylüler diğer taraftan HES projelerine karşı amansız bir mücadele yürütüyor. Her bir dere ve dağ ayrı ayrı savunulmak zorunda” dedi.
Dava Karadeniz’in inatçılığını gösteriyor

Vadide HES’lere karşı açılan 13 davayı da kazandıklarını hatırlatan Ahmet Ali Kork, “Danıştay’dan çıkan yeni iptal kararı tam bir başarı öyküsüdür. Karadeniz insanındaki inatçılığın göstergesidir” dedi.
Bir tek HES projesi için harcanan çaba, enerji, maddi ve manevi kayıplar doğa korumanın ne kadar zor bir iş olduğunu gösterdiğini kaydeden Kork, şunları söyledi: “Üç kez yürütmeyi durdurma ve iptal kararının ardından Danıştay projenin ÇED raporunu iptal etti. Bir tek HES projesi için defalarca çevre izinleri alındı, toplantılar, bilirkişi keşifleri, duruşmalar yapıldı, protestolar, gerginlikler yaşandı. Mahkeme kararları, bilimsel raporlar, halkın geleneksel yaşamı ve kültürü dikkate alınmıyor. Karadeniz vadilerinde, yaylalarında toprağını, suyunu ve yeşilini savunanlarla her şeyi para gören anlayış arasında kıyasıya bir mücadele yaşanıyor. Kazanan diliyoruz ki doğa olsun.”