Nuray Mert'le medyadan Kürt sorununa

Erdal Güven
Erdal Güven
Mesleğe 1991’de Cumhuriyet'te başladı. Yeni Yüzyıl ve Radikal’de çalıştı. Ocak 2013'ten bu yana Diken’in yayın yönetmeni.

Geldiğimiz noktaya dair ‘çukurun en dibi’ benzetmesi yapılıyor. Buna ne dersiniz?

Çok yaygın bir söylemdir bu, dibi bulalım da en yukarı çıkalım diye. Siyasette çukurun dibi diye bir tabir yoktur. Toplumlar tenis topu ya da benzer şeyler gibi bir yere vurup zıplamazlar. Geleceğiniz, yapıp ettiklerinize bağlıdır ve fizik kuralı yoktur. Kendinize nasıl bir hayat/nasıl bir siyaset kurgularsanız geleceğinizi o şekillendirir. Bir toplum için dibin sonu yoktur ki, çok daha kötü bir yere gidilebilir. O yüzden her koşulda, koordinat bulmak zorundasınız.

İfade özgürlüğünün kısıtlı olduğu yerde anayasa falan çıkaramazsınız.

Son kavgada bir Cemaat’e bir AKP’ye yanaşan tayfa var. Siz de geleceğe dair ne AKP’ye sarılmak ne de onun sarsılmasını beklememek lazım diyorsunuz. İki taraftan da olmadan ne yapılabilir?

20140224 nurayBu derece güçlü bir iktidara ancak diş geçirebilecek güçlü bir yapı meydan okuyabilir. Bu da Cemaat. Ama muhafazakar koalisyon içindeki bir mücadeleye bel bağlayamayız.

Şu noktaya geldiğimizde de yine kolaycı bir çözüme kaçıyoruz; sanki Cemaat ile AKP birbirlerini yediklerinde ortalığa gün doğacak. Belki birbirlerini tüketecekler ama ötesini düşünmek lazım.

Bu iktidar giderse, yerine ne geleceğini bile konuşmuyoruz. Mesela bir sivil anayasa mevzusu var, bu konuda partiler anlaşamadı, toplumun anlaştığını mı zannediyorsunuz?

İfade özgürlüğünün kısıtlı olduğu yerde anayasa falan çıkaramazsınız. Anayasa dediğiniz şeyler sadece kağıtla kalemle yapılmaz; özgürlükleriniz olacak, insanlar taleplerini orada burada gürül gürül korkusuzca ifade edebilecekler, onların toplamından çıkar demokratik bir anayasa.

Biz TV karşısında hükümet kurup hükümet deviren ama apartman toplantısına gitmeyen bir milletiz.

Devlet bizim için sorun çözmez diyorsunuz ama Türkiye’de yaşayan insanların bu kadar başat mevzulara müdahil olduğunu düşünüyor musunuz sahiden?

Bizde büyük siyaseti herkes yapıyor. Fakat demokratik siyaset dediğimiz şey, çok daha mikro alanları içermesi gereken bir şeydir. Yani biz TV karşısında hükümet kurup hükümet deviren ama apartman toplantısına gitmeyen bir milletiz.

Demokrasi dediğiniz yaşama alanlarına kendi kararlarını katmaktır ve bunda ısrarcı olmaktır. Baskılar insanları uyuşturabilir ama uyuşukluk baskıların önünü de açabilir. Demokrasi tembel insanların işi değildir. Cemil Meriç diyor ki, “Demokrasiyi ancak korkusuz insanlar sevebilir.” Biz korkuyu geçtik, riskli olmayan alanlarda bile sorumluluk almaktan kaçınıyoruz.

Kürt hareketinin var oluş mücadelesini riske etmemek için Gezi’de temkinli davranmasını anlamak gerekir. Ama 17 Aralık meselesinden sonraki tutumlarını yadırgatıcı buldum.

En çok tartışılan yazılarınızdan biri Kürtlere dair son kaleme aldığınız yazı. Gezi ve sonrasına dair Kürtlerin tutumları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben Gezi meselesinde Kürtleri eleştirenlerden biri değildim ve değilim. Gezi önemli bir itirazdı ama ne olacağı, nereye gideceği belli değildi. Kürt hareketinin var oluş mücadelesini riske etmemek için temkinli davranmasını anlamak gerekir. Muhalefet yapıyoruz Kürtler nerede, denmesini ben hakkaniyetsiz buluyorum. Bence Kürtler ve BDP de, tıpkı bizler gibi Gezi’yi süreç içinde anladılar. Ayrıca İstanbul’daki Gezi ile mesela İzmir’deki Gezi aynı değildi.

Evet İzmir’de saldırıya uğradı mesela Kürtler…

Kendine dair bir şey bulamadı Kürtler. O yüzden Gezi’yi ayırıyorum. Ben son 17 Aralık meselesinden sonraki tutumlarını yadırgatıcı buldum. Benim Kürtlerden beklediğim daha mesafeli durmaları ve daha iyi muhasebe yapmaları.

İktidara mı mesafeli?

Hayır tüm bu olan bitenlere. BDP çok radikal eleştiriler yapıyor yolsuzluk konusunda, yapmıyorlar demiyorum. Ama en başında ‘hükümete karşı bir darbe’ diye tespit yapmalarını çok anlamsız ve yanlış buldum.

Barış sürecine ben her noktada titizlenilmesi gerektiğini düşünüyorum, sürecin hiç sorunsuz yürüdüğünü de düşünmediğim halde.

Sürecin birinci aşamasında kaldığı kanaatindeyim, ama bence adı bile önemli. Çatışmasız çözüm lafı bile, üzerinde titizlenmeye değer. Fakat tam da bu nedenden Kürtlerin çok iyi bir tarihsel muhasebe yapması lazım.

Özelikle Kürtler, ama hepimiz açısından iktidar dışındakiler iktidardan daha fazla demokrasi vadetmiyor.

Peki bu tespitte Cemaat’in Kürtlere karşı hasmane tavrının etkisi yok mu?

Çok var. Tam da ondan dolayı aceleci diyorum. Özelikle Kürtler, ama hepimiz açısından iktidar dışındakiler iktidardan daha fazla demokrasi vadetmiyor, bu somut.

İkincisi Kürt meselesi söz konusu olduğunda karşısındakiler, iktidardan daha geri durumdalar. Bir MHP var, bir de ulusalcı grubun gölgesini üzerinden kaldıramayan CHP var. Cemaat derseniz, Oslo’dan itibaren tavrı belli, Kürt meselesinde iktidarla ayrıştığı noktalardan biri inisiyatif kaybetmesidir.

Kürtler, çözüm süreci ve Cemaat