Buradaki kritik nokta, karşımızdaki olguların değindiğimiz yöntem değişikliğinin gerçekte 29 Temmuz’dan önce başlatılmış olma ihtimaline işaret etmesidir. Şöyle açıklayalım: Sağlık Bakanlığı 28 Temmuz’da ‘yeni vaka’ olarak 963, ertesi gün (29 Temmuz) ‘yeni hasta’ diye 942 sayılarını bildirmiştir. Arada yalnızca 21 gibi bir fark var. Kabul edelim ki, anlamlı bir fark konusu değil.
Oysa tıp dünyasında kabul gören görüş, pozitif vaka toplamının pozitif olup belirti gösteren hasta sayısından genellikle 5 kat fazla olduğudur. Bu durumda madem 28 ile 29 Temmuz tarihleri arasında vaka kategorisinden hasta kategorisine geçildi, o zaman 29 Temmuz’da 28 Temmuz’a kıyasla sert bir düşüşün ortaya çıkması beklenirdi. Mantıken, sayının 200’lü rakamlara inmesi gerekirdi. Oysa bu ölçekte bir düşüş yaşanmamıştır.
Bu durum, bizi rakamlarda vakadan hastaya geçişe doğru ilk ayarlamanın aslında temmuz ayı başında yapıldığı gibi bir ihtimale götürüyor. Çünkü, 1 Haziran tarihinde normalleşmeye geçilmesiyle birlikte vakalarda hemen bir artış eğilimi belirmiş, buna paralel bir şekilde yoğun bakıma alınan hasta sayısı da düzenli bir çizgide yükselmeye başlamıştı. Gelgelelim normalleşme sürerken temmuz ayı başından itibaren resmi tablolarda vaka sayısı birden düşüşe geçmiştir.