Nuray Mert'ten bazı zorunlu açıklamalar

 

NURAY MERT

İlk kez başıma gelmiyor ve her seferinde önce kendime kızıyorum.

Geçen hafta, uzun zaman sonra, yine iki söyleşi ‘kaza’sına uğradım.

Gerilla olmayı sevdiğim de nerden çıktı?

İlki, OT dergisine verdiğim söyleşide, “Gerilla olmayı ve sevdiğim insanlarla bir arada olmayı seviyorum” diye geçen cümle. Nerden başlasam, nasıl anlatsam acaba?

Bu nasıl bir cümledir, nasıl izah edilir bilemiyorum. Söyleşiyi yapan arkadaşımız ‘Gerilla olmayı severim’ ifadesini nereden çıkarmış, hiç bilmiyorum. Söyleşi verirken, anlam kaymaları olabileceğini düşünüp göze alıyor insan ama böylesi az rastlanır cinsten.

OT dergisine bir sitemim daha var. Kendileri de fotoğraf çektiği halde, herhalde beni çok yaşlanmış bulup 10 sene önce çekilmiş bir fotoğrafımı kullanmışlar. Bu tür işlerden de hiç hazzetmem, zira eski resmini kullanmakta ısrar edenleri çok eleştiririm.

Zaman’ın başlığını görünce gözlerime inanamadım…

İkincisi daha büyük bir kaza…

Zaman gazetesinin Pazar ekinde çıkan söyleşim, “Cemaat otoriterleşmeye ‘dur’ dedi” başlığıyla verilmiş. Gözlerime inanamadım!

nuray1
Zaman, söyleşiyi 1’nci sayfasında sürmanşetinden böyle duyurdu.

 

Bilen biliyor, ben sözünü sakınan biri değilim. Öyle düşünsem öyle söylerdim. Bu veya buna benzer hiçbir cümlenin yer almadığı bir söyleşi nasıl bu başlıkla verilir? Anlamaya anlıyorum, ama bu benim sessiz kalabileceğim bir şey değil.

Cemaat’in siyasi hedef olduğu bir dönemde, bu çevrenin yayın organlarında yer almaktan kaçınmamaya özen gösteriyorum, ama böyle bir tavır sergilediğim için istismar edilmeyi hak ettiğimi düşünmüyorum.

Böylesi işgüzarlıklar faydadan çok zarar getirir

nuray2
Zaman, söyleşiyi manşete taşıdığı Pazar ekinde de aynı başlığı kullandı.

 

Dahası, böylesi işgüzarlıklar faydadan çok zarar getirir, hiç olmazsa bunun hesap edilmesi gerekirdi. Nitekim, olan oldu ve hiç istemediğim halde bu açıklamayı yapmak zorunda kaldım.

Bir daha ne demeç ne söyleşi!

Hazır yeri gelmişken bu son vakalar da bana ders olsun diyorum. Destek olmaya çalıştığım genç gazeteci arkadaşlar da artık beni affetsinler; bundan sonra hiçbir yayın organına ne görüş ne de söyleşi vermeyi düşünüyorum.

Böyle olsun ki karşılıklı üzülmeyelim, nasılsa düşündüklerimi yazılarımla yeterince açık ve sık ifade ediyorum, daha fazlasına zaten gerek yok. Kısaca, ‘ikna turu telefonları’na son diyorum.

Twitter ve Facebook hesabım da yok, olmayacak!

Son olarak, yine bu vesileyle bir de duyuru yapayım: Benim twitter, facebook gibi sosyal medya alanlarında hesabım, sayfam yok, bundan sonra da olmayacak. Benim adıma açılan sayfa ve hesaplar iyi niyetli girişimler olabilir ama, benden habersiz yapılan şeylerden de hazzetmem.

Sonuçta, iletişim kurma biçimimin benim tercih ettiğim şekilde olması gibi temel bir hakkım ihlal edilmiş oluyor ve belki birçok insan yanıltılıyor.

Bilinsin ve muhatapları bu tür girişimlerden vazgeçsin istiyorum.

Arz ederim.