BURCU KARAKAŞ
Diyar Yılmaz, 25 yaşında. Hacettepe Üniversitesi İngilizce Mütercim-Tercümanlık Bölümü mezunu.
Niğde Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu Mütercim-Tercümanlık Bölümü’ne ise 16 Şubat 2016 tarihinde araştırma görevlisi olarak atanmıştı.

‘Hak etmiyorduk!’
KHK kapsamında ise işinden oldu.
Akademisyenliğin henüz başında olan Yılmaz ile işsizliğini ve geleceğe dair beklentilerini konuştuk:
İhraç edilmeyi bekliyor muydun yoksa sürpriz mi oldu?
Üniversiteye atanır atanmaz 3 gün sonra hakkımda ‘sosyal medya üzerinden cumhurbaşkanına hakaret’ten disiplin soruşturması başlatıldı.
Hiçbir şekilde hakaret olduğunu sanmadığım ve fark etmediğim bir Tahir Elçi karikatürü, iki komik ‘caps’ ve bir adet de ‘Kobanê’ yazısı delil olarak gösterildi. Hiçbirinde hakaret olmadığı gibi, bu paylaşımları yaptığımda kamu kurumunda veya özel kurumda çalışmıyordum.
Bir sene önceki paylaşımlarımı öne sürdüler. Bu soruşturmadan uyarı cezası almamın hemen ardından aynı gün alınan belgeleri ikiye bölüp ikinci disiplin soruşturmasını da başlatmışlar. Bunun da sebebi ‘siyasi bir partiye destek veren eylemler’ idi.
Ailemle birlikte 7 Haziran günü paylaştığım fotoğrafları delil gösterdiler. Yine 2015 yılındaki paylaşımlardan soruşturmaya maruz kaldım, halbuki ben 2016 yılında göreve başlamıştım. Kaldı ki ne bir propaganda yapmışlığım, ne görüşlerimi çalıştığım iş yerine taşımışlığım, ne de bir siyasi partiye üye olmuşluğum vardır.
İkinci soruşturmamdan da “İki yıl boyunca kademe durdurma cezası” aldım. Bu süre boyunca yüksek lisans derslerime gidemedim, hiçbir şey yapamadım. Yine de ihraç edilmeyi hiç beklemiyordum. Ne ‘FETÖ’ kapsamında bir soruşturmaya, ne de terör soruşturmasına tabi tutuldum öncesinde. Hiçbir illegal yapıya dahil olmadım.
Bu yüzden ve son zamanlardaki darbe girişiminden dolayı yapılan soruşturmalara da dahil olmadığım için, ayrıca hiçbir şekilde kamu görevinden ihraç edilmemi gerektirecek bir durum da olmadığı için beklemediğim ve yıkıldığım bir durumdu. Hak etmiyorduk!
İhraç kararından sonra nasıl tepkiler aldın?
Hocalarımdan, arkadaşlarımdan, büyüklerimden çok güzel dönüşler aldım. Ne ‘FETÖ’ ile ne de başka bir terör örgütüyle ilişkim olmadığını, bana destek olduklarını söylediler. Öğrencilerim de bana destek oldu.
Akademiye girmek istemenin nedeni neydi?
Öğretmen bir ailenin çocuğuyum. Babam 30 sene boyunca Diyarbakır’da öğretmenlik yaptı. Annem de felsefe öğretmeni. Şevkle, öğrencilere önce insan olmayı, sonra bilimin ışığında olmayı öğretmek için yıllarca çalıştılar. Ben de onlardan feyz aldım hayatım boyunca. 10 yaşımdan beri tek isteğim buydu.
Cıvıl cıvıl öğrencilerle hep bir arada olmak istedim. Araştırmak, öğrencilerime öğrettiklerimi aktarmak ve onlarla ders dışında da müzik, sanat, edebiyattan konuşarak iç içe olmak istedim. Bu yüzden bu mesleği seçtim.
‘Akademisyenlik benim için gönül verebileceğim bir meslek’
İşsiz bırakılmak, akademisyenlikten soğumana neden oldu mu?
Açıkçası şu anda biraz umutsuzluk içindeyim ancak akademisyenliğe geri döndüğümü, eğitim-öğretimime devam ettiğimi, bu süre içinde öğrencilere ders verdiğimi tekrar düşününce dahi heyecanlanıyorum. Akademisyenlik benim için yalnızca öylesine bir meslek değil, hayatımı ortaya koyup gönül verebileceğim bir meslek.
Su kupamı elime alıp üniversitedeki odamda bir yandan makalemi yazarken, bir yandan öğrencilerime vereceğim derse hazırlanabildiğimi düşündükçe akademisyenlikten soğumadığımı hissediyorum.
Neden işten atılmış olabilirsin? Düşündüğünde aklına ilk gelen ne oluyor?
Niğde Üniversitesi rektörlüğü neden işten atıldığımızı bize tebliğ bile etmedi, açıklama gereği bile duymadı. ‘Barış İçin Akademisyenler’ bildirgesini imzalayan ve ‘FETÖ’ ile zerre alakası olmayan arkadaşlarımızın da rektörlük tarafından isimlerinin verildiğini, “Bizden olmayanları barındırmayalım” düşüncesiyle düşmanca hareket ettiklerini düşünüyorum.
Ancak beni imzacı arkadaşlarımızın arasında saydılarsa bile bu mümkün değil çünkü ben o tarihte hiçbir yerde çalışmıyordum, imza da atamazdım.
Gerçi bir bildiriye imza atmak kimin hangi terör örgütüne üye olduğunu gösteriyor, bunu da anlamış değilim!
Ben neden atıldığımı açıkçası bilmiyorum ama üniversite yönetiminin düşmanca tutumlarının buna neden olduğunu tahmin ediyorum. Haksızlığa uğradığıma eminim.
İmkanın olsa yurtışında akademisyenliğe devam eder misin?
Bulunduğum ülkenin içindeki durumu göz önünde alırsam şöyle düşünüyorum: Bu ülkede birçok insan mücadele ediyor. Ailemden de kaçmamayı ve mücadele etmeyi öğrendim. Şu anda pasaportlarımıza da el konulduğu için çıkabilme durumumuz da yok. Ancak yurtdışındaki eğitim olanaklarını değerlendirdiğimde imkanım olursa, kesinlikle yurtdışında akademisyen olmak istediğimin farkına varıyorum.
‘Tir tir titredim’
Umutsuzluk hissediyor musun?
Hayatta yaşadığım her kötü durumu gülerek atlatan biri oldum. Ancak kamu görevinden çıkarıldığımı öğrenince ben bile tarif edilemez bir umutsuzluğa düştüm hiçbir devlet kurumunda çalışamayacağım, üstüne üstlük özel kurumlardan da ret yanıtı alacağım diye… Haberi aldığım gece hem kendim hem de arkadaşlarım adına yıkıldım, gençliğimin de verdiği tecrübesizlikle resmen tir tir titredim. Ancak o gece annemi aradığımda şunu dedi: “Kızım, gecenin en karanlık olduğu an şafak sökmeden hemen önceki andır. Unutma ve mücadele et.” Bu sözü her gün düşünüp biraz daha ayağa kalkıyorum o günden beri. Benimle birlikte ihraç edilen hocalarımla tanıştım, bu kadar güzel insanlar varken umutsuz olamam!