'Havuz medyası' bir yana büyüme verisinde sevinecek pek bir şey yok

 

mert yildiz kelleMERT YILDIZ

mertyldz@gmail.com / @my2048

Dün TÜİK 3’üncü çeyrek büyüme rakamlarını açıkladı. Yüzde 4 büyüdük. Yani geçen senenin aynı dönemine göre mal ve hizmet üretimi yüzde 4 arttı. Bu yazı büyümenin yapısal bir analizi. Medyatik ve spekülatif bir yaklaşım için direkt dipnota bakınız

Öncelikle rakamları şişirmek için şu yıldan yıla büyüme rakamlarını manşet yapmayı bırakmamız lazım. Gelişmiş ülkelerde ve hatta pek çok gelişmekte olan ülkede büyüme rakamları bir önceki çeyreğe göre raporlanır. Bizde de bu şekilde raporlanıyor fakat nedense hala yıldan yıla bakmayı bırakamıyoruz.

Çeyrekten çeyreğe yüzde 1.27 büyüdük. Medyaya olumlu bir şeymiş gibi yansıdı çünkü ‘beklenti’lerin üstündeydi. Acaba büyüme mi yüksek geldi yoksa beklentiler mi çok düşüktü? Beklentiler piyasadaki ekonomistlerin modellerine göre belirleniyor. Bu yüzden küresel konjonktüre göre değişebiliyor.

Asıl bakmamız gereken ülkenin büyüme potansiyeli, onun bunun beklentisi değil. Potansiyelin üstünde mi yoksa altında mı büyüyoruz?

1
Grafiklerin kaynağı: TÜİK, 2015

 

Bir çeyrek yüzde 4 büyüsek n’olcak?

Bir ülkenin potansiyel büyümesi üç unsura bağlı: sermaye stoku, işgücü artışı ve üretkenlik. Neden? Ülkeyi bırakın bir kenara. Bir kuaför dükkanını ele alalım. Kuaför daha fazla saç kesmek (veya büyümek için) ne yapabilir?

Yanına bir çırak alabilir. Kendisi başka bir müşterinin saçını keserken, çırak saç yıkanması gibi işlere koşar. Berber saç yıkamakla geçireceği zamanı saç keserek harcar ve daha fazla saç kesmiş olur. Bu işgücü artışı oluyor.

Makinaya yatırım yapabilir. Traş makinası alır, fön makinesi alır. Bu makineler berberin saçları daha hızlı kesmesine yarar. Bu sermaye stoku artışı oluyor.

Son olarak, berber eğitim alıp nasıl daha iyi saç kesebileceğini öğrenebilir. Bu da üretkenlik artışı oluyor.

Ne üretkeniz ne de üretken yatırımlar yapıyoruz

Bir ülke için de benzer bir durum var. Ya işgücü büyüyecek, ya makine ve insan sermayemize yatırım yapacağız ya da eğitim seviyemizi ve kalitemizi artıracağız büyümek için.

Maşallah işgücümüz durmaksızın artıyor ama diğer iki unsurda bir duraklama var. Artık ne üretkeniz ne de üretken yatırımlar yapıyoruz. Bu halimizle potansiyel büyümemiz yıllık yüzde 3.5-4 civarında. Aslında bunlar utanç verici rakamlar. İyi yönetilen bir Türkiye 2003-2008 döneminde olduğu gibi yüzde 5 bile büyüyebilir.

Bu çeyrek rakamlarına bakarsak bu yıl büyüme yüzde 3 ile 3.5 arasında olacak. Yani zaten düşük olan potansiyelimizin bile altındayız. Bu durumda bir çeyrek yüzde 4 büyüsek n’olcak?

2

 

Büyümenin kaynağı?

Hadi diyelim bu kadar karamsar olmaya gerek yok. Sonuçta bu çeyrek potansiyele yakın büyüdük. Eyvallah ama büyümenin kırılımına baktığımızda yine olumsuz bir resim çıkıyor ortaya.

Yukarıda bahsettiğimiz unsurlar potansiyel büyümenin, yani uzun vadeli büyümenin kaynağı. Kısa vadede büyüme üç farklı unsura bağlı: tüketim, yatırım ve net ihracat (ihracat eksi ithalat).

Tüketime dayalı büyüme modelleri genelde daha Amerikan tarzı kapitalist ekonomilerde görülür. Biz de bu kümedeyiz. Ekonomimizin toplam yaklaşık yüzde 70’i tüketim üzerine. Sosyalist ülkelerde yatırım çok yüksektir. Bizde olması gerekenin hep altında kalmıştır. Net ihracat ise genelde bir ülkenin doğal kaynaklarına veya rekabet gücüne bağlıdır. Rekabet gücünüz yüksekse daha fazla ihraç edersiniz.

Üçüncü çeyrek verisine bakıyoruz, değişen hiçbir şey yok. Büyüme yine tüketimden geliyor. Çeyrekten çeyreğe yüzde 1.27 büyümüşüz, bunun yüzde 1.26’sı tüketimden. Hem de bu yüzde 1.26’nın yüzde 0.36’sı kamu tüketiminden. Yani seçim öncesi hepimizden alınan vergiler bir partinin ekonomide canlanma yaratarak tek başına iktidar olmasına yaradı.

3

Not: İthalattaki düşüş de büyümeye olumlu katkı yaptı. İthalattaki düşüş biz yerli malı tercih ettiğimiz için değil, en büyük ithalat kalemimiz petroldeki düşüşten kaynaklandı.

4

 

Kötü yatırımda artıdayız, iyi yatırımda eksideyiz

Tüketim ileride büyüme yaratmaz. Adı üstünde. Tükettik, bitti. Yatırım ve ihracat ileride büyüme yaratır. Bizde yatırımlar bu çeyrekte de daraldı. Daha da çok daralacaktı ama TOKİ sağolsun, seçim öncesi kamunun inşaatına gaz verildi ve özel yatırımlar daralsa da kamu yatırımları arttı.

Her ne kadar yatırım ileride büyüme olarak döner desek de yatırımın da iyisi ve kötüsü var. İnşaat kötü yatırım, makine, yazılım, patent iyi yatırım. Bizde ilki var. İkincisi ekside.

5

 

Demek ki önemli olan rekabet gücü

Son olarak ihracatta çok ufak bir artış görüldü. Bu ihracattaki sınırlı artış aslında çok ilginç. Bizim memlekette ekonomi bakanları nedense hep zayıf kurun ihracata faydalı olacağını iddia etmiştir. Ekonomiyi tüccarlara teslim ettiğinizde böyle oluyor galiba.

Kayserili bir tüccar düşük kuru avantaj bilip ihracatını arttırabilir belki ama ekonominin genelinde öyle olmuyor.  Son dönemde Türk Lirası yüzde 50’ye yakın değer kaybetti ama bizim ihracatta tık yok gibi. İhracatta büyüme çok düşük ve küresel konjonktüre bağlı. Dünya büyüdükçe bizim ihracatımız artıyor.

Ekonomi iyi yönetilse dünyanın büyümesine bağlı olmazdık. Başka ülkelerin ihracatından pay alırdık. Ama 2008’de reformlar durduğundan beri bizim ihracattaki payımız sabit gibi. 2003-2008 döneminde kur yüzde 30 değer kazanırken bizim ihracatımızın küresel ticaret içindeki payı yüzde 0.55’ten yüzde 0.85’e çıkmıştı. 2008’den beri kur yüzde 90 değer kaybetti, bizim payımız hala yüzde 0.9’da.

Demek ki neymiş? İhracatla kurun bir alakası yok, önemli olan rekabet gücü.

6

Sonuç: Sevinilecek pek bir şey yok

Sonuç itibarıyla ‘havuz medyası’ sevinedursun bu çeyreklik büyüme verisinde sevinilecek pek bir şey yok.

Seçim öncesi AKP bol keseden saçtı ve büyüdük. Bu iş sınavdan kalmadık diye sevinmeye benziyor. Kriz yok diye kutlama yapıyoruz ama hala şu büyüme oranlarıyla dünyanın gerisinde kaldığımızı görmüyoruz.

Dipnot: Ekonomik veri derleyici kurumları (TÜİK veya TCMB) zan altında bırakacak sözler sarf eden ekonomistleri hiç anlayamam. Bana maç sonrası kaybettikleri maçın suçunu hakeme atan teknik direktörleri hatırlatırlar. İyi bir takım hakeme rağmen kazanmayı bilmeli. Bizim meslekte de böyle. Kaldı ki her ne kadar TÜİK de 2008’den sonra bağımsızlığını yitirmiş bir kurum olsa da bugüne kadar işsizlik verisi dışında hiçbir veride şüphe çekecek bir hataya rastlamadım.

Ama dünün büyüme verisi az da olsa beni şüphelendirmedi değil. Bunun beklentilerin üstünde gelmesiyle bir alakası yok. 2015 yılında mevsimsellikten arındırılmış verinin standart sapması veya oynaklığı geçmiş yıllara oranla aşırı düşük. Genelde ham verinin oynaklığı yüksek olur. İnsan elinden geçtikten sonra veri daha düzgün bir hale gelir. Eğer veri çok fazla manipüle edildiyse dümdüz bir çizgi çıkar ortaya. İşte 2015 büyüme verisi aynen böyle.

Bunun ekonomometrik veya yapısal açıklamaları olabilir; mevsimsellik için kullanılan filtrenin son veriye daha uygun olması, olgunlaşan bir ekonomide büyümenin daha az oynaklaşması vb. Yine de aklımızda bulunsun diye not ediyorum…