Mario Levi’yi 1980’lerin ortalarında önce kitabıyla tanıdım. Âşık olduğum bir şair/şarkıcıyı anlattığı kitabına “Jacques Brel: Bir Yalnız Adam” adını koymuştu. Bu kitap İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirme tezinin romanlaştırılmış haliydi. Bir solukta okudum, bayıldım ve yazarını tanımak istedim. Tanıştık, o sıralar çıkarmakta olduğumuz Milliyet Sanat dergisinden içeri, utangaç, sessiz adımlarla girişi hâlâ aklımdadır. Çekingendi, yazarlarda pek alışık olmadığımız bir incelikteydi, aşırı terbiyeliydi. Zaman içinde o çekingenliği kayboldu. Arkadaşımız oldu.