Avrupa Birliği, Çin’in yükselen sanayi gücü karşısında ekonomik savunma hattını yeniden kuruyor. Ancak bu yeni hattın sınırları yalnızca gümrük vergileriyle çizilmiyor; Kamu ihaleleri, devlet teşvikleri, yerli üretim koşulları ve karbon kuralları, Avrupa pazarına erişimin yeni ölçütleri haline geliyor.
Türkiye açısından asıl risk de burada: Avrupa’nın üretim zincirlerine yıllardır entegre olan Türk sanayisi, AB’nin yeni düzeninde ayrıcalıklarını kaybetmekle karşı karşıya.
AB’nin gündeme getirdiği ve tartıştığı Sanayi Hızlandırma Yasası (Industrial Accelerator Act) ve bununla bağlantılı “Made in Europe” yaklaşımı, bu açıdan kritik önemde. Avrupa Komisyonu’nun 4 Mart 2026’da sunduğu taslak, stratejik sektörlerde kamu alımları ve teşvikler üzerinden Avrupa üretimini desteklemeyi amaçlıyor.
Elektrikli otomobillerde önerilen koşullar, tartışmanın yönünü açıkça gösteriyor: Kamu alımlarına ve teşviklere erişimde aracın AB içinde monte edilmesi ve batarya hariç parça değerinin en az yüzde 70’inin Birlik kaynaklı olması öngörülüyor.
Avrupa Çin karşısında sanayi gücünü korumak için kurallarını yeniden yazıyor. Türkiye’nin üretim zincirlerinin parçası olması ve Gümrük Birliği, ayrıcalıklardan yararlanmasını garanti etmeyebilir. Ankara’nın önceliği, taslak ve pazarlıklar tamamlanmadan Türkiye’nin statüsünü güvence altına almak olmalı.
Brüksel’deki temaslar yoğunlaştırılmalı; otomotiv, çelik, kimya ve stratejik alanlardaki riskler birlikte değerlendirilmeli; Gümrük Birliği’nin güncellenmesi öncelik kazanmalı. Avrupa pazarına erişimi yalnızca mevcut ihracatla değerlendirmek yeterli değil.
Elektrikli araç, batarya ve düşük karbonlu sanayi yatırımlarının hangi ülkelere gideceği bugünden şekilleniyor. Avrupa Birliği, Türkiye’ye kapıyı bütünüyle kapatmıyor; koşullarını değiştiriyor.