Devletlerin stratejik aklı ile hükümetlerin siyasi ömrü aynı şey değil. Günlük siyasette liderler yıpranırken, devletler uzun vadeli jeopolitik hedeflerinde önemli kazanımlar elde edebiliyorlar. İran savaşı tam da bu nedenle yalnızca Trump’ın siyasi performansı üzerinden değil, ABD’nin uzun vadeli küresel stratejisi açısından okunmalı.
Çin’in dış politika planlarını, on yıllar hatta yüzyıllar üzerinden yaptığı sık sık anlatılır. Oysa benzer biçimde ABD’nin de bazı stratejik yönelimleri başkanların ömrünü aşan süreklilik taşıdığı ortada.
İran savaşı sonrasında ortaya çıkan tablo, Washington’ın kısa vadeli askeri tartışmaların ötesinde bölgesel dengeyi kendi lehine yeniden şekillendirdiğine işaret ediyor.
Tahran yönetimi, Hürmüz üzerinden jeopolitik baskı kurmaya çalışırken, dünya ekonomisinin hangi güç merkezine bağımlı olduğunu yeniden görünür hale getirdi. Çin’in hem enerji güvenliği, hem de üretim kapasitesi ile, Asya ekonomilerinin deniz ticaret yollarına bağımlılığı bir kez daha açığa çıktı.
ABD, Trump’ın ilk iki senesinde Panama Kanalı’nın tek hakimi haline geldi, Venezuela’da yönetim değiştirip Çin’e giden Venezuela petrolünün kontrolünü ABD’ye geçirdi. Şimdi de Hürmüz’e abluka ile yine Çin’in petrol tedarikine yeni bir sınır koydu.