Madrid yönetimi Gazze konusunda Avrupa’nın İsrail’e yönelik en sert eleştirilerini dile getiren ülkelerden biri oldu. Filistin Devleti’nin tanınmasına verdiği destek ve Gazze’de ateşkes çağrıları nedeniyle İspanya ile İsrail arasında başlayan ciddi diplomatik gerilim devam ediyor.
İran konusunda da İspanya, bir yandan Tahran’ın bölgesel saldırılarını eleştirirken, diğer yandan ABD ve İsrail’in askeri yöntemlerini desteklemek yerine diplomatik çözümü savunan bir çizgide kaldı. Böylece Madrid, hem Gazze hem de İran dosyalarında Washington ve Tel Aviv ile zaman zaman farklılaşan bir politika izledi.
Son olarak Ankara’daki NATO toplantısında da İspanya doğrudan ABD Başkanı Donald Trump tarafından açıkça hedef alındı. Trump, İspanya ile tüm ticari ilişkileri kesmek istediğini belirterek, İspanya’yı “boşa harcanmış bir dava” ve “NATO’da berbat bir ortak” olarak nitelendirdi.
Dolayısıyla İspanya’nın Afrika kıtasında bulunan iki toprak parçası, Ceuta ve Melilla’ya yönelik sürpriz ve çok yoğun göçü, Cebelitarık’ın kontrolü ile bağlantılamak pek de yanlış olmaz;
Atlantik Okyanusu ile Akdeniz’i birbirine bağlayan ve yılda yaklaşık 100 bin geminin kullandığı Cebelitarık, küresel deniz ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri ve her iki yakasında da İspanya’nın kontrolü bulunuyor.
Cebelitarık’ın güney yakasında İspanya’nın Ceuta ve Melilla üzerinden kurduğu kontrolün Fas’a geçme ihtimali, Kanal’ın tek bir ülke yerine, iki farklı ülke tarafından kontrolü anlamına gelir. Bunun da, stratejik öneme sahip deniz geçişlerinin tek bir ülkenin siyasi kararlarına bağımlı kalmasını istemediği pek çok kez gösteren Washington’ın -ve elbette İsrail’in- son politikaları ile uyumlu bir durum olduğu ortada.