Ortadoğu’da patlayan her kriz, Avrupa’da yankı bulur; ancak bu kez yankı bir endişe değil, silahlanma kararı olarak geri dönüyor. Bu karar önemli… Silaha sarılma kararı, barış ihtimalini ortadan mı kaldırıyor? ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı, yalnızca bölgesel dengeleri değil, Avrupa’nın güvenlik algısını da kökten sarsmış durumda…Paris’ten Berlin’e, Londra’dan Brüksel’e yükselen mesaj net: Diplomasi yeterli değil, nükleer caydırıcılık yeniden masada…
Bu yeni eğilim, klasik nükleer denge teorilerinin modern bir versiyonunu ortaya çıkarıyor: Avrupa, kendi güvenlik payını artırarak hem iç savunma mekanizmalarını güçlendirmeyi hem de istikrarlı bir uluslararası sistemin devamını sağlamayı amaçlıyor.
Güvenlik adına yapılan her hazırlık, aslında yeni bir savaşı biraz daha mümkün kılıyor. Tarih defalarca gösterdi: Caydırıcılık vaadiyle büyüyen silahlar, eninde sonunda kullanılacak bir gerekçe yaratır. Avrupa bugün kendini koruduğunu sanıyor; oysa asıl kaybettiği şey, savaşa karşı durma iddiası. Çünkü silaha sarılan her kıta, barışı çoktan masadan kaldırmıştır.