
ASLI İZMİRLİ
asliizmirli@diken.com.tr
Instagram’ın like’ları kaldırması, Kahlua’nın Zero Likes Given sergisi… Peki like’lar bir değer biçimi midir?
Meksika’nın kahve likörü markası Kahlua, ‘Zero Likes Given’ kampanyasını başlattı ve Instagram’da hiç like almayan fotoğrafların izleyiciye sunulacağı bir sergi açacağını duyurdu.

Oyuncu Jackie Cruz’un işbirliği ile hazırlanan kampanya, Instagram kullanıcılarının üzerindeki ‘like sayısı’ kaygısını azaltmak ve bu kültürün insanların yaşam biçimi üzerinde yarattığı etkiye dikkat çekmek için yola çıktı. 25-28 Temmuz’daki serginin adresi ABD’nin New York kenti.
Instagram ise 18 Temmuz’da, “Arkadaşlarınızın, paylaştığınız fotoğraf ve videolara odaklanmasını istiyoruz, aldıkları like sayısına değil” mesajıyla yeni bir Instagram versiyonunu denemeye başladı. Bu versiyonda, Avustralya ve Brezilya’nın da aralarında olduğu yedi ülkede, alınan like’ların yalnızca kullanıcı tarafından kendi postları için görülebileceği şekilde gizleniyor. Yeni versiyonun, yarattığı etkiye göre dünyanın her yerinde kullanılması hedefleniyor.
Like gizleme girişimi 1 milyar Instagram kullanıcısı için büyük bir tartışma konusu oldu. Kimisi için Instagram deneyiminin çekirdek meselesi bu iken, kimisi için like’ların artık endişelenecek bir mesele olmaktan uzağa gitmesi heyecan verici.
Peki bu gelişmeler, alınan like’lar üzerinden bir yaşam biçiminin şekillendiği, aynı zamanda üzerinden devasa bir sektörün döndüğü influencer kültürünü nasıl etkileyecek? Instagram, kullanıcılarına nasıl bir alan sunuyordu ki kaldırılması büyük tepki uyandıran like’lar bu kadar değerli? Peki like’lar neyi belirliyor? Hiç like almayan bir fotoğraf, yüz binlerce like alan bir fotoğraftan daha az mı değerlidir?

Kahlua, Zero Likes Given kampanyası için Instagram’ın en geniş kullanıcı kitlesi olan Y kuşağından 1000 kişinin katılımıyla anket düzenledi. Sonuçlar şaşırtıcı değil: Katılımcıların yüzde 90’ından fazlası anı yaşamanın önemli olduğunu söylerken yarısından fazlası önemli bir anı, bu anı fotoğraflamaya çalışırken kaçırdıklarını söylüyor.
Yüzde 60’ından fazlası paylaştıkları fotoğrafların aldığı like’ların onlar için önemli olduğunu belirtiyor. Katılımcıların üçte biri ise ıssız bir adaya düşseler sosyal medyayı seks yapmaktan daha çok özleyeceklerini söylüyor. Kısacası like’lar, milyonlarca Instagram kullanıcısı için bir ‘çift-tık’tan çok daha fazla anlam ifade ediyor.
Çünkü Instagram’da alınan her like, insan beyninde haz ve ödül ile özdeşleştirilen dopamin hormonunun salgılanmasına yol açıyor. Dopamin aynı zamanda bir müzisyenin, izleyicisi kendisini alkışlarken salgıladığı hormon. Bu hormon, aslında tam olarak, o alkışın veya o like’ın alınma garantisi olmadığı için salgılanıyor. Bu öngörülemezlik ise dopaminin bağımlılık yaratma sebebi. Tıpkı bazı uyuşturucular gibi.

Zero Likes Given kampanyası tam olarak buna karşılık, insanların kendilerini, sosyal medya hesaplarını ve aldıkları like’ları daha az ciddiye almaları gerektiğini savunduğu için başlıyor. Zaten kampanyanın adı da İngilizce argo dilinde “Umrumda değil” anlamına gelen “Zero Fucks Given”ı da direkt olarak çağrıştırıyor.
Bundan 100 küsur yıl önce Hollandalı ressam Van Gogh kendi portrelerini resmetti. ABD’li ressam, film yönetmeni ve yapımcısı Andy Warhol kendi fotoğraflarını çekti.
Bugünse Instagram’da insanlar her gün kendi selfie’lerini paylaşıyor. Bundan yüzyıllar önce manzara resimleri çizildiği gibi bugün Instagram’da manzara fotoğrafları paylaşılıyor. Nasıl Meksikalı ressam Frida Kahlo, Van Gogh gibi büyük sanatçılar kendilerini insanların onları görmelerini istedikleri gibi resmettiyse, bugün de Instagram kullanıcıları takipçilerinin onları görmelerini istedikleri gibi fotoğraflayarak paylaşıyor.
Aslına bakarsanız, geçmişte sanatçılar neyi ele aldıysa, bugün Instagram kullanıcıları onu ele alıyor. O halde Instagram, kullanıcılarına kendi eserlerini yaratma ve kendi kişisel sayfalarını düzenleme şansı veriyor diyebilir miyiz?
Evet, geçmişten günümüze, bireylerin kendilerini ifade etme biçimleri ve bu kişisel ifadenin sergilendiği platformlar değişse de konu içerikleri bu biçimler kadar değişmedi. Peki o zaman dünyanın en önemli müzelerinde sergilenen en değerli sanat eserlerinin, Instagram postlarından farkı nedir? Yani bir sanat eserini ve bir fotoğrafı değerli kılan nedir?
Bu da içinde bulunduğumuz hızlı tüketim çağının büyük tartışma konularından biri. Bir şekilde Instagram’da, telefon ekranından saniyeler içinde like’layıp bir sonrakine geçtiğimiz bir selfie ne olursa olsun, kime ait olursa olsun ve ne kadar like alırsa alsın, Van Gogh’un portresi kadar akılda kalıcı olmuyor.
Bugünse, 1 milyar kullanıcısı ile dünyanın en büyük topluluğu olan Instagram’daki like’ların kaldırılmasının beraberinde getirecekleri görmeyi heyecanla bekliyoruz. Bakalım Instagram postları ve like dünyası nereye evrilecek.