Zeki Gül: 'Fazlalıklar içinde eksiklik, eksiklikler içinde fazlalık'

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Polikliniğe gelen hasta bazen bir fazlalıkla (şeker yükselmesi), bazen bir eksiklikle (demir, vitamin yetersizliği) çıkar muayene odasından. Özünde her iki durum da işlevsel yetersizliktir.

Diyabette sorun sadece şekerin çokluğu değildir; hücrenin onu kullanamamasıdır. Anemide sorun sadece demirin azlığı değildir; sistemin üretim ve dağıtım zinciridir. Modern çağın paradoksu tam da bu değil midir? ‘Fazlalıklar içinde eksiklik, eksiklikler içinde fazlalık.’

Diyabet hastasında şeker yüksektir ama hücre açtır. Kaynak vardır ama kullanım yoktur. Bu biyolojik tablo modern dünyaya birebir benzer: Veri fazla bilgelik yetersiz, kalori fazla besleyicilik yetersiz, iletişim fazla anlam yetersiz, sermaye fazla bir o kadar da adalet yetersiz…

Hasılı sorun miktar değil, dağılım ve işlevdir. Hasılı insülin direncinin toplumsal karşılığı adaletsizlik direncidir.

Anemi yani kan eksikliği salt tıbbi değil aynı zamanda politik bir tanıdır. Demir eksikliği günümüzde bireysel beslenme sorunu değildir. Toprağın minerali sömürüldüğünde, tarım kimyasala boğulduğunda, gelir dağılımı bozulduğunda, kadın emeği görünmezleştiğinde eksiklik biyolojik olmaktan çıkar, politik hale gelir. Neticede anemi çağımızda artık yalnızca hemoglobin düşüklüğü değil; sistemin kansızlığıdır.

Modern sistem salt uçlar üretmez; aynı anda farklı görünümlerde aynı yetersizliği üretir. Misal obezite ve anemi zıt değildir. İkisi de beslenme sisteminin işlev kaybıdır. Obezite kalorinin fazlası ama besleyiciliğin yetersizliği, anemi besin eksikliği ama dağılımın adaletsizliğidir. İkisi de aynı ekonomik düzenin metabolik çıktısıdır. Bu nedenle mesele ‘fazla’ veya ‘az’ değil; işlev kaybıdır.

İnsanlık nicedir bir ‘subklinik yetmezlik’ halinde: Vitamin takviyeleri, kredi sistemleri, motivasyon konuşmaları… Bunlar kalıcı çözüm değil, idame mekanizmalarıdır. Çünkü: Tam iyileşen tüketmez. Tam çöken üretmez. Sistem, kronik eksikliği sürdürerek yol alıyor.

Zeki Gül’ün yazısı