Yıllardır sağlığın metalaşmasını, şifanın piyasa değerine indirgenmesini tartışıyorduk. Bugün ise yalnız bedenlerin değil, coğrafyaların da metaya dönüştürüldüğü; “Feda edilebilir” ilan edildiği karanlık bir eşiğin içindeyiz.
Dünya Sağlık Örgütü’nün ABD eliyle işlevsizleştirilmesi; Gazze’de yaşamın askıya alınması; Diyarbakır Sur’da mekanın çatışma sonrası yıkımla yeniden düzenlenmesi; Rojava’da siyasal öznelliğin bastırılması; Ermenistan-Azerbaycan savaşı sonrasında Zengezur’da coğrafyanın ABD ve şirketlerine 99 yıllığına kiralanmasıyla gündeme gelen ‘Trump koridoru’ ve Kanal İstanbul…
Tüm bu örnekler, artık yalnız bedenlerin değil, coğrafyaların da feda edilebilirlik rejimi içinde ele alındığını gösteren ortak bir yönetsellik biçimine işaret ediyor.
Kanal İstanbul ile Zengezur Koridoru arasında, Sur ile Gazze arasında; coğrafyanın metalaştırılması bakımından benzerlikler yok mu?
Coğrafyanın metalaşması salt bir ekonomi-politik mesele değildir. Bu süreç; egemenlik, yaşam hakkı, adalet ve uluslararası hukukla doğrudan ilişkilidir.
Bu ‘soğuk çağın’ röntgeni bize hastalığı gösteriyor. Tedavi ise bu parçalı fotoğrafı birleştirip ortak bir itirazı örgütlemekten geçiyor.