Diyorlar ki:
“Atı aldık, Üsküdar’ı (yine) geçtik. Bundan sonra bu ülkeyi iyice babamızın çiftliğine dönüştürmek için, eskisinden de hızlı ve acımasız koşturacağız atımızı…” Adını da “Türkiye Yüzyılı” koşmuşlar bu yeni koşunun.
Tabii ki bu cesareti, büyük ölçüde rakip defansın darmadağın olmuş halinden, rakip stoperlerin birbirlerinin gırtlağına sarılmış olmasından, kerameti kendinden menkul “kurtarıcıların”, 5’er 10’ar kişilik sözde “kitlesel” gösterilerle Anadolu›nun orasında burasında birbirlerine «nazire» yapan çapsız şovlarından alıyorlar.
Bütün bunları öngöremeyen, seçim öncesinde bas bas bağırmamıza rağmen bunca “yasadışı ve kuraldışı” bir seçime o koşullarda kazanamayacağını bile bile (hesap edemememiş olmaları bile feci değil mi?) girmiş “sahte umut – sahte kurtarıcıların” pusulayı tamamen şaşırmış olmaları da bu cesareti vermiyor mu, muktedire?
Velhasıl, coğrafi anlamda olmasa da mecazi anlamda “Üsküdar’dan aşağısı” fena halde karanlık bir uçurum görünümündedir.
Düşmemenin tek bir yolu vardır.
Daha iyi ve sıkı örgütlenmek.