1923 Atatürk Cumhuriyeti’ni hiçbir zaman hazmedememişlerdi. Bir (parantez) sayıyorlardı. Vahideddin’den itibaren ‘reset’lemeye niyetliydiler. O hınç, o intikam duygusu dinmemişti hiç yüreklerinde. Geçen onca yılı bir ‘esaret’ gibi görmüşler, muhayyilelerindeki ‘Cumhuriyet zincirleri’ ile mücadele içerikli ‘dava’larına sıkı sıkıya sarılarak yol almışlardı.
Ara ara, sahip çıkıyor rolü yaptıkları Cumhuriyet kurumlarını yıkmak için ellerinden geleni yapıyor, imkânlarından yararlanıyor ama kazanımlarını bir bir toprağa gömüyor, varlıklarını bir bir satıyor, ruhunu öldürebilmek için Andımız’dan İstiklal Marşı’na kadar sembolik değerlerine bile göz dikmekten geri durmuyorlardı. Bayramlarını, dini bayramlar karşısında ‘ikinci derece’ durumuna getirmeyi ihmal etmiyor. Sık sık bayram törenleri öncesi ‘hastalık numarası’ çekiyor, törenleri anıtlara ‘çelenk bırakma’ düzeyine indirmek için ellerinden geleni yapıyorlardı.