Putin’in ekonomik ve siyasi olarak oldukça sıkışık olan Erdoğan’a kapılarını açık tutarak bu durumu bölgesel dengeleri kendi lehine çevirmek için kullanmaya çalıştığını ve öte yandan Erdoğan’ın da çaresizce Putin’e umut bağladığını söyleyebiliriz.
BM Genel Kuruluna katılmak üzere New York’a uçmadan önce Semerkant’ta ABD’nin en büyük rakibi Çin’in Lideri Şi Cinping ile de görüşecek olan Erdoğan’ın bu görüşmeleri Biden’a karşı bir pazarlık kozu olarak kullanmak isteyeceğini tahmin etmek zor değil.
Erdoğan’ın böylesine emperyalist güçler arasında gidip gelmesini, iktidar ve destekçileri denge politikası ile açıklıyor. Oysa ortada ne bir denge ne de bir politik eksen bulunuyor. Aksine dün antiemperyalizm olarak pazarlanan bu politika, ülkeyi yeni tehditlerle yüz yüze bırakmak ve bağımlılığı derinleştirmek pahasına Erdoğan’ın kendi iktidarını ayakta tutmak için emperyalistlerin kapısını aşındırmasına dönüşmüş bulunuyor.
İşte böylesi bir siyasi tabloda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in “Yüz yıl önceydi. Bu toprakları yönetenler, gaflet, delalet hatta hıyanet içindeydi. Sadece ve sadece saraylarındaki saltanatı korumak için bütün bir milleti ateşe attılar” sözlerine Erdoğan ve Bahçeli’nin gösterdiği tepki sadece ecdada (Osmanlı saltanatına) “küfür” edilmesinden kaynaklanmıyor. Aksine Erdoğan ve Bahçeli’nin öfkesi, bu sözlerin aynı zamanda bugünkü iktidarı akıllara getirmesinden kaynaklanıyor.