Siyasi baskıların basından iş dünyasına kadar hayatın her alanında arttığı bir süreçte Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) hazırladığı yeni yönetmelik taslağı, son adresin vakıf üniversiteleri olacağını gösteriyor.
Akademik değil mali denetimler

Hürriyet’ten Hacer Boyacıoğlu ile Gamze Kolcu’nun haberine göre, YÖK’ün önceki gün internet sitesine koyduğu taslakta, ‘Vakıf üniversitelerinin ülkenin bölünmez bütünlüğüne yönelik eylemlerin odağı haline gelmesi’ kapatma gerekçesi olarak yer alıyor.
Öte yandan taslakta vakıf üniversitelerine mali kolaylık sağlayan düzenlemeler de tamamen kaldırılıyor. Böylece YÖK’ün vakıf üniversiteleri üzerindeki denetim yetkisi ve yaptırımlarını artırması bekleniyor.
YÖK’ün, vakıf üniversitlerinin hesap ve faaliyetlerini yıl içinde veya yıllar itibariyle denetleyebileceği belirtilen taslakta, denetimlerin akademik birim, program, proje ve konu bazında da gerçekleştirileceği vurgulanıyor.
YÖK yetkilerinde ‘yok yok’
YÖK’e geniş bir kapsamda ‘uyarma ve düzeltme isteme’ hakkı verilirken, kurum belirli hallerde daha önce açılmasına izin verdiği ve ilk defa öğrenci alınacak programlara ilişkin talepleri bir yıl süreyle askıya alabilecek, yüzde 40’a kadar kontenjan düşürme yoluna gidebilecek yahut tamamen öğrenci alımını durdurabilecek.
Maliye Bakanlığı raporuyla mali durumunun zayıf olduğu belgelenen vakıf üniversitesinin faaliyeti bir ila üç yıl arasında durdurulacak. YÖK, bu durumda yönetimi aynı ildeki bir devlet üniversitesine verecek.
Böyle bir durumda üniversitenin mütevelli heyeti başkanının, üyelerinin ve rektörün görevleri sona erecek. Başka bir deyişle, vakıf üniversitelerinde de ‘kayyum’ dönemi başlamış olacak. Ancak üniversitenin devlet üniversitesine devredilmesi halinde de öğrenciler ücret ödemeye devam edecek.
Peki odak haline gelmek ne anlama geliyor?
Yönetmelik taslağına göre ‘vakıf üniversitesi ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı eylemlerin odağı haline gelirse’ faaliyet izni kaldırılacak.
Halen geçerli mevzuatta bu bölüm “Eğitim-öğretimde devletin varlığı ve bağımsızlığı ve milletin ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhine faaliyette bulunulması, Atatürk ilkeleri ve inkılapları ile özellikle laiklikle bağdaşmayan bir tutumun tespit edilmesi ve/veya ırk, dil, din ayrımcılığı yapılması” diye tanımlanıyor.
Yönetmelik taslağına ilişkin akademi dünyasından görüşlerden bazıları şöyle:
Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz: Evrensel standartlarla bağdaşmıyor
“Bir düzenleme yapılırken insanların kafasından ne geçtiğini bilmek mümkün değil. Niyet okumak da istemiyorum. YÖK’ün 2007 yılından bu yana yaptıklarının hiçbirinin evrensel standartlarla bağdaşır yanı yok. Evet, bir üniversite ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı eylemlerin odağı haline gelmişse kapatılabilir. Ancak bu yapılırken delillerin hukuka uygun, açık ve net olması gerekir. Bunun da ötesinde medeni dünya ve uluslararası üniversiteler ile bilim camiası kapatmaya sebep olan nedenleri kabul etmeli, ‘evet, bu adamlar haklı’ demeli. Üniversite hakkında bir kapatma işlemi uygulanacaksa deliller, hukuka uygun ve herkes tarafından kabul edilebilir geçerlilikte olmalı.”
TED Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu: Kanuna uygun şekilde denetlenmeli
“Vakıf üniversiteleri ile özel üniversitelerin kanunen birbirinden ayrılması gerekiyor. Biz genel itibariyle vakıf üniversitelerinin, tercih talebinin fazla olduğu bölümlere alt puan sınırının konması, kanuna uygun şekilde denetlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Fakat bunun şeffaf, siyasetten ve ideolojik yaklaşımlardan uzak olması temel prensip olmalıdır. Eğitim, ideolojiler ve tüccarlar arasında sıkıştırılmamalı.”
Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Şenay Yalçın: Son derece tehlikeli ve yanlış
“Askıya çıkarılan düzenleme sert olmuş. Bu kadar korkuya gerek yok. Devletin bütünlüğü tartışılmaz bir konudur. Devlet varsa biz varız ama deliller, iddialar tespit edilirken tarafsız, objektif olmak önemli. Tarafsız olamazsanız, belli bir düşüncenin sınırlarında kalarak karar verirseniz haksızlık olur. Üniversiteler, evrensel düşüncenin üretildiği, yayıldığı ve insanlara aktartıldığı bir yapıdır. Herhangi bir üniversitenin buna ters şekilde hareket edeceğini düşünmek bile son derece tehlikeli ve yanlıştır. İnsanlara, gençlere güveneceğiz.”
Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Tahsin Yeşildere: Demokles’in kılıcı gibi
“Faaliyetlerinin durdurulması, askıya alınması, tamamen men edilmesi gibi şeyler konmuş. Üniversitelerin mutlaka denetlenmeli ama tabii denetimin iyi niyetli olması lazım. Bu aşamada bunların çıkarılması bizi biraz tedirgin etti. Demokles’in kılıcı gibi vakıf üniversitelerinin tepesinde duracak. Her an seni kapatırım, devlet üniversitesine de devrederim gibi. Hem de devlet üniversitesine devrettiği zaman öğrenciler aynı ücretleri ödemeye devam edecekler. Oradaki öğretim elemanlarının özlük hakları ne olacak? Aynen devam mı edecek? Bunların hiçbiri yok. Dolayısıyla çok tartışılacak bir yönetmelik taslağı. Bence 3 Kasım’a kadar değil, bunun etraflıca üniversite çevresinde tartışılması gerekir. Böyle bir yönetmeliğe neden ihtiyaç duyulduğunun da YÖK tarafından açıklanması lazım.”