YÖK başkanına, cumhurbaşkanına, akademisyenlere…
Y

 


levent gultekin 2LEVENT GÜLTEKİN

acikcenk@gmail.com / @acikcenk

İktidarlar yıllardır üniversitelere rektör atarken en çok oyu alanı değil, kendilerine en yakın adayı seçer.

Bu kural AK Parti iktidarında da değişmedi. Halbuki AK Partililer, yani İslamcılar, geçmişte bu adaletsizlikten ötürü Süleyeman Demirel’i, Ahmet Necdet Sezer’i, Kemal Gürüz’ü, Erdoğan Teziç’i yerden yere vuruyordu.

Geçmişte karşı çıktıkları halde, bugün aynı çarpık uygulamayı, normal bir şeymiş gibi, tereddütsüz sürdürüyorlar.

Haksızlık ediyorlar. Seçmenin iradesine saygısızlık yapıyorlar. En çok oy alanın hakkını gasp edip en az oy alanı rektör olarak atıyorlar.

Bunun son örneği İstanbul Üniversitesi. Burada da, rektörlüğe, en çok oyu alan Dr. Raşit Tükel’i değil, ikinci sıradaki kendine yakın gördükleri, Prof. Mahmut Ak’ı atadılar.

Çadır tiyatrosunun oyuncularına bir çift söz

Ne söylersek söyleyelim bir anlamı yok. Bunun farkındayım. Fakat yine de tarihe not düşmek için bu çadır tiyatrosunun oyuncularına bir çift sözüm var.

Seçime, sandığa itibar edilmeyecekse, neden, niçin seçim yapılıyor? Seçmen akademisyenlerin kamunun gözü önünde aşağılanmasından başka ne işe yarıyor bu sözümona seçim?

En çok oyu alan akademisyenin ezilmesi… Onun yerine atanan akademisyenin ise haksız kazanç/mevki elde etmiş duruma düşürülmesi büyük bir utanç.

Burada, demokrasinin, insan haklarının, akademik prestijin ayaklar altına alınmasına şahit oluyoruz.

O kadar feci bir manzara ki… İktidar eliyle, üniversitelerin bağımsızlığı, yetkinliği, zekası, onuru çöpe atılıyor!

Tamam, tane tane anlatmayı deneyeyim…

Bunca dini eğitim Kemal Gürüz’e benzemek için miydi?

YÖK başkanına…

Bugün bulunduğunuz makamı demokrasiye borçlusunuz.

Size demokrasinin önemini, yapıp ettiklerinizin demokrasiye ne kadar aykırı kaçtığını anlatacak değilim.

Demokrasi kültürünüzün zayıflığının, hatta hiç mesabesinde olduğunun farkındayım. Bu nedenle size en iddialı olduğunuz konu olan ‘İslam terbiyesi’ üzerinden birkaç cümle edeceğim.

Türkiye’nin en önemli dini âlimlerinden sayılan Emin Saraç beyefendinin oğlusunuz. İslam’ı çok iyi bilen bir şahsın elinde büyüdünüz. İslam ahlakı, Müslüman ahlakı diye bir kavram varsa, bunu edinmek için ideal ortamlarda büyüdünüz.

40 yıl boyunca babanızın tarif ettiği ‘Gerçek Müslüman’ olmak için çaba harcadınız. Dini vaazları, sohbetleri sanırım hiç kaçırmadınız. Peygamber’imizin hayatını yüzlerce kez okudunuz.

Bunca yıllık İslami terbiye sonunda geldiğiniz noktaya bakar mısınız?

Yıllarca yerden yere vurduğunuz, Müslümanlıklarına burun kıvırdığınız Kemal Gürüz, Erdoğan Teziç gibilere benzediniz. Aynen onlar gibi hukuksuzluk, adaletsizlik yapıyor ve adam kayırıyorsunuz. İnsanların sandıkta kazandığı hakları gasp ediyorsunuz. Üstelik bunu da dine hizmet olarak görüyorsunuz!

Şimdi size birkaç soru yöneltmek istiyorum:

1- Ömrünüzü adadığınız o İslam ahlakı nereye gitti? Bunca dini eğitim, bunca çaba Kemal Gürüz’e benzemek için miydi?

2- Hak yemek, adaletsizlik, adam kayırmak… Tüm bunlar o İslam ahlakının neresinde duruyor?

3- En çok da bugün geldiğiniz noktaya babanızın yorumunu merak ediyorum. Size bakınca ne diyor? ‘Gerçek Müslüman işte böyle olur’ diyor mu?

Aldığınız İslam terbiyesi ise niçin size etki etmedi? Niçin size hak, hukuk, adaletin önemini öğretemedi? Yok, size öğretilen Gerçek İslam değilse peki ne?

Umarım bize bu iyiliği yapmaktan imtina etmezsiniz.

Çünkü son zamanlarda ‘Gerçek İslam’ı’ aramaktan helak olduk.

Yaptığınız daha çok zekat vermek için soygun yapmaya benziyor

Cumhurbaşkanına…

Bütün kazanımlarınızı demokrasiye borçlusunuz. Demokrasi olmasaydı, hiç şüphe etmiyorum ki muhtar bile olamazdınız. Üstelik ağzınızı her açtığınızda sandık ve seçmen iradesine özel vurgu yapıyorsunuz.

Fakat buna rağmen rektör seçimlerinde binlerce akademisyenin oyunu alan adayların hakkını gasp etmekten imtina etmiyorsunuz.

En az oyu alanı rektör atamak, size antidemokratik, ayıp ve dürüstlüğe sığmayan bir davranış gibi görünmüyor.

Demokrasi kültürünüzün seviyesi, size bu hassasiyet üzerinden itirazı anlamsız kılıyor. Bu nedenle en iddialı olduğunuz konu olan İslam ahlakı üzerinden bir itiraz getireceğim.

Siz de yıllarca dini hassasiyeti yüksek bir ailede büyüdünüz.

İbadetlerinizi aksatmadınız. Dini vaazları kaçırmadınız. Peygamber ahlakını öğrenmek için defalarca peygamber efendimizin hayatını okudunuz.

Peki nereye gitti tüm bu 40 yıllık çabanız? ‘İslam ahlakı’na hiç uymayan işler yapıyorsunuz. Nasıl olur böyle bir şey? Siz de mi ‘Gerçek Müslümanlığı’ ıskalayanlardansınız? Dinin, sizin kişiliğinize etkisinin yetersizliğine baktığınızda ‘dindar nesil’ projesinin anlamsız bir proje olduğu fikri sizin de aklınıza gelmiyor mu?

Çünkü yaptığınız hukuksuzluklar,  hak yemeler ortada. Size ‘Rektör atamalarını yaparken niçin insanların haklarını gasp ediyorsunuz? Niçin hak edeni değil kendinize yakın olanı tercih ediyorsunuz?’ diye sorulduğunda, kendinizi ‘Süleyman Demirel de Ahmet Necdet Sezer de böyle yapıyordu’ diye savunuyorsunuz.

Peki… Siz bunca yıl Demirel’e benzemek için mi gece gündüz ibadet ettiniz? Sezer’e benzemek için mi bunca dini eğitimden geçtiniz? Aldığınız eğitime bakınca, bu benzerliği nasıl yorumluyorsunuz?

İslam’ın kurallarını çiğneyerek İslam’a hizmet ettiğinizi söylüyorsunuz. Bu size de tuhaf gelmiyor mu?

Kul hakkını hiçe sayarak cennete gidebilir misiniz? Adaletsizlik yaparak, sizden olan kimseleri kayırarak İslam dinini yüceltebilir misiniz?

Sizin yaptığınız daha çok zekat vermek için soygun yapmaya benziyor. Farkında mısınız?

Siz nasıl bir eğitimden geçtiniz Allah aşkına?

Akademisyenlere…

Toplumda bir arıza gördüğümüzde hepimiz şöyle deriz: ‘Eğitim şart.’ Fakat size baktığımızda eğitimin de işe yaramadığı hissine kapılıyoruz.

Sadece bu iktidar döneminde değil, yıllardır rektörlük seçimlerinde kullandığınız oylar gözlerinizin önünde çöpe atılıyor.

Bu durumdan zerre kadar alınmıyorsunuz. Her seferinde, hiçbir şey olmamış gibi gidip yeniden seçim yapıp oy kullanıyorsunuz.

Bizim bildiğimiz eğitim, entelektüel çaba, insana kişilik kazandırır. Fakat bu kural ne hikmetse sizde pek işlemiyor.

Bizde ‘Oy, namustur’ denir. Size yapılandan onurunuz zedelenmiyor. Gururunuz kırılmıyor.

Üstelik İslamcısı, Atatürkçüsü, solcusu, liberali…  Bütün akademisyenler aynı.

Siz nasıl bir eğitimden geçtiniz Allah aşkına?

Sizi böyle aşağılayan iktidarlara karşı haysiyetli bir tek çıkışınız, tavrınız yok.

Kendi itibarınızı kurtaracak, insan onuruna yakışır bir tavır geliştiremiyor musunuz? Nasıl utanç verici, gurur kırıcı bir durum içindesiniz, farkında değil misiniz? Bu çadır tiyatrosuna figüran olmaktan kurtulacak bir yol bulamıyor musunuz?

Siz bile bu haldeyken biz topluma ne diyelim ki?

Söyleyin Allah aşkına, ne diyelim?