Dün Meclis’te gören gözler için çok acayip şeyler yaşandı. MHP lideri Bahçeli, teröristbaşı diyerekten de olsa Öcalan’a seslendi: “Türkiye’ye getirilirken ‘her türlü hizmete hazırım’ diyen terörist başı buyursun terörün bittiğini, örgütünün tasfiye edileceğini tek taraflı ilan etsin. Ama devletin terörle masaya oturmasını hiç kimse, hiçbir şart altında beklemesin, aklından dahi geçirmesin. Kana değil kardeşliğe susadıklarını göstersinler.” Sonra DEM’e uzattığı elin bir kere daha arkasında durdu. Ardından Bahçeli’yle Meclis’te tokalaşan DEM Parti eşbaşkanı Tuncer Bakırhan kürsüye çıktı. Günlerdir amaç anayasa değişikliği, iktidar samimi değil, dertleri başka diye uzatılan elin değerini düşürmeye çalışanlara doğrudan konunun muhatabı olaraktepki gösterdi: “’Kürtler iktidarla anlaştı’ diyenler oluşabilecek diyalog zeminleri önüne bariyer koyarak bu ülkenin çözümsüz kalmasını istiyorlar.”
Hemen sonra bu kez Meclis’te kürsüye çağrı yapılan CHP’nin genel başkanı Özgür Özel çıktı ve bu çağrıya olumlu cevap verdi: “CHP haftaya Diyarbakır’da, Batman’da, Şırnak’ta, Mardin’de, Hakkari’de, Van’da olacak. Eller birbirine kavuşsun, analarımızın gözyaşı dursun diye. Kürt kendini Türk’ten daha az eşit hissetmesin diye.” Sonra bir destek de Babacan’dan geldi: “Kimden gelirse gelsin, bu türden her çabayı kıymetli görüyor; uzatılan hiçbir elin havada kalmamasını değerli buluyorum. Diyalog ikliminin atılacak somut adımlarla büyümesini temenni ediyorum.” Ve günün finalini de Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder yaptı.
Gören gözler için önemli bir gün yaşandı. Ama meseleyle doğrudan ilgili olmayan üçüncü şahısların tek derdi iktidarın DEM Parti ile anlaşıp Erdoğan’ın süresini uzatması. İktidarın tek derdinin bu olduğunu, geri kalan herşeyin makyaj, palavra olduğunu anlatıyorlar. Dejavu hissine kapılıyor insan. Çözüm sürecinde de bir grup gayrimemnun Erdoğan’ın tek derdinin başkanlık olduğunu söyleyerek, bütün süreci baştan anlamsız, faydasız, işe yaramaz ilan etmişti. Acaba tam olarak nasıl aktörler bekliyorlar. Nobel Barış ödüllü insan hakları aktivistleri mi ülkenin sorunlarını babasının hayrına gelip çözmeli? İslahat Fermanı, yabancıların baskısı üzerine çıkarılmıştı. Yoksa Tazminat Paşalarının süper çok kültürlü insan hakları şampiyonları oldukları için değil. Cumhuriyet’i Atatürk, Meclis’teki hükümet krizini çözmek, tek adam olarak ülkeyi yönetmek için ilan etti, içinde demokrasi fırtınaları koptuğu için değil. İnönü, 1946’da çok partili hayata demokrasinin kara kaşı kara gözü için değil, savaşın kazanan cephesinde yer alabilmek için geçti. Ameller niyetlere göre olmadı, atılan adımlar her zaman adım atanın istediği sonuçları vermedi. Ama o adımlar bir devri açıp, diğerini kapattı. Böyle düşünmek o kadar zor değil. Sadece birazcık kafamızı kaldırmak ve bencilikten biraz uzaklaşmak yeterli…