
PELİN YENİGÜN DİLEK
Türkiye’nin ekonomi gündemi kısa vadeli tartışmaların etrafında dolanıyor. Seçim sonrası ekonomi politikalarının yönüyle ilgili akıl yürütmeye çalışırken kendimizi varmak istediğimiz noktayı değil, araçları tartışırken buluyoruz.
Bu haftanın ekonomi gündemi de hedefler değil, yine bir araç üzerinde yoğunlaşıyor: Yeni Ekonomik Program’la ortaya çıkan kur korumalı mevduatlarda geçen cumadan beri önemli değişiklikler yapıldı. Düşük TL faizlerinin yarattığı ortamda TL mevduata geçişi özendirmek amacıyla Aralık 2021’de ortaya çıkarılan bu tasarruf aracıyla, geçen haftaya kadar üç ay vadeli ve politika faizi artı 3 puan primle mevduat toplanıyordu. Değişikliklerle hem faizde üst tavan, hem de üç ay vade şartı kaldırıldı.
Bu değişiklikler, eğer ortada faizleri düşük tutmak amaçlı bir ekonomik program varsa programın işlevsiz hale geldiğine işaret ediyor; çünkü politika faizleri düşük tutulmaya devam edilse de piyasa faizlerinin yükselmesinin önündeki engel kaldırılıyor. Bu aşamada döviz kurlarındaki dalgalanmayı engellemek için, mevcut uygulamaların en temel noktası faizleri düşük tutma hedefinden uzaklaşılıyor.
Araç-amaç-hedeflenen durum karmaşası
Bu bağlamda faizin sadece bir araç olduğunu hatırlamakta fayda var. Başlı başına bir ara hedef ya da varmak istediğimiz durum olamaz. Ara hedeflerimiz büyümeyi yükseltmek, enflasyonu düşürmek, cari açığı azaltmak olabilir. Ama ara hedeflerle varmak istediğimiz durumun bir vizyon vermesi gerekir. Yeni Zelanda’nın esenlik bütçesinde olduğu gibi ruh sağlığını iyileştirmek, Maori ve Pasifika popülasyonlarını desteklemek, üretken bir ulus inşa etmek olabilir ya da birçok AB ülkesinde olduğu gibi 2030’a kadar karbon-nötr bir ekonomi elde etmek veya Meksika’da olduğu gibi kamu harcama performans sistemini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu hale getiren bir ekonomi yaratmak olabilir.
Çünkü mevcut-alışıldık ekonomik göstergelerle, araç ve amaç karmaşasıyla, istenen duruma ulaşamıyoruz: Türkiye’de ve dünyadaki ekonomik yapının artan dönüşüm ihtiyacından dolayı, ekonomik programların içeriği, çerçevesi, problemlere bakış açısı ve uygulanış şekli vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalıyor; özellikle gelecekte sosyal ve çevresel problemleri artacak gençler için bir cevap üretemiyor. Gittikçe artan siyasi, toplumsal, çevresel ekonomik-finansal sıkıntılara karşı, politika yapıcılar daha aktif, yaratıcı ve bütüncül politikalar üretmek zorunda.
Gençlerin önceliğe ihtiyacı var
İşte tam bu yüzden, Türkiye’nin seçim sonrası dönemde uygulayacağı ekonomi politikalarında araçları hedef olarak belirleyen ‘yeni’ modeller yerine, kim için, ne fayda yaratılacağı konusunda bir vizyon sunulması gerekiyor.
Kovid pandemisinin ekonomik ve sosyal etkisi kadınlar ve gençler üzerinde diğer gruplara göre daha fazla gözlendi. Yeni Ekonomik Program, yükselen enflasyonla birlikte dar ve sabit gelirli grupların alım gücünü daha da düşürdü. 6 Şubat depremleri de hem bölgesel gelir farklılıklarının artmasına, hem de kadınların ve gençlerin istihdama katılımını belli bir süre için olumsuz etkileyecek gibi duruyor. Ekonomik şoklardan, genelde kadınlar ve gençler daha olumsuz etkilenebiliyor.
Birkaç veri Türkiye’de kadınların ve gençlerin neden ekonomik programda öncelik olması gerektiğini anlatabilir:
* İşsizlik oranı 15-24 yaş arası gençlerde kadınlarda yüzde 25.2, erkeklerde yüzde 16.4. Daha üst yaş gruplarını da kapsayan Türkiye genelinde ise bu oran yüzde 10.4
* UNDP’nin verilerine göre Türkiye’de ne eğitimde ne işte olan 18-29 arası gençlerin oranı kadınlarda yüzde 50.5, erkeklerde yüzde 24.4. Bu yaş grubundaki her iki genç kadından biri ne iş arıyor, ne okuyor.
* Üniversite mezuniyeti sonrası uzun süre iş bulamayıp ailesinin yanına dönen veya ailesiyle yaşamaya devam eden gençlerden oluşan gruba ‘ev gençleri’ deniyor. İstanbul Planlama Ajansı verilerine göre, bu gençlerin yüzde 83,2’si bir tanıdığı olmadan Türkiye’de iş bulmanın zor olduğunu düşünüyor. Gençlerin kaygı derecesi 10 üzerinden 7,7 iken umut derecesi 10 üzerinden 3,7.
* Yine İPA verilerine göre ev gençlerinin yüzde 85’i fırsat olursa yurt dışında çalışmak istiyor.
* SODEV’in araştırmasına göre 18-24 yaş arası kadınların yüzde 72.4’ü gelecekten umutsuz. Diğer yaş gruplarına göre en yüksek umutsuzluk oranı genç kadınlarda.
* Aynı araştırmaya göre Türkiye’de kendini en az özgür hisseden kadınlar 18-24 arasındakler. Bu yaş grubundaki kadınları yüzde 52.3’ü kendini özgür hissetmiyor.
Ekonomik program iddiası olarak gençlerin esenliği
Bir sonraki ekonomi programı yaparken yenilik, araçların kullanım şeklinde değil, programın hedeflerinin toplumun sahiplenebileceği bir iddia çerçevesinde uygulanması olmalı. Gençlerin refahıyla ilgili veriler, Türkiye’nin yüksek büyüme rakamlarına rağmen, gençlerin genel durumunu iyileştirmede, geleceğe ümitle bakmalarını sağlamada, iyi performans gösteremediğimizi ortaya koyuyor.
Gençlerin Türkiye’deki gelecek 10-20 yıllık yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik kamu harcamalarını artıran bir bütçe yapılanması, gençler açısından yaratılan sıkıntıların bertaraf edilmesine yardımcı olabilir. Enflasyonun düşürülmesi, gelir eşitsizliğinin azaltılması, eğitim harcamalarının artması, kalitesinin yükseltilmesi gibi hedefler belirlenmeli ve bazı ülkelerin uyguladığı gibi, tüm kamu kurumlarının harcamalarının belli bir oranının programın ana hedefi olan gençler için yeniden yönlendirilmesi sağlanmalı.
Ekonomik programının yeniliği ise faiz gibi araçları hedef olarak tanımlamakta değil, varmak istediğimiz durumu gençlerin esenliği olarak tanımlamakta olmalı.