Ne yaşanırsa yaşansın, ne kadar dibe batarsa batsın ülke televizyonda donmuş bir kare gibi. Halkın sürekli aynı şeye bakmasını aynı sesleri duyması isteniyor. Bu da yetmiyor, siyaset denilen şeyin (kurumsal siyaset gibi cafcaflı tanımlamalarla) orta yaşanıp duran şey olduğuna ikna olunması bekleniyor.
İktidarı, muhalefeti ile ülkedeki 80 milyon yurttaş buna inanmalı. İki düzine insanın ülke için söyledikleri esas alınmalı, sadece onların söyledikleri arasında seçim yapılmalı. Onlara göre siyasete katılım başka nasıl olabilir ki?
Bugün biten, krize giren şeyin bu siyaset yapma şekli olduğu, süslü sözlerle saklanmaya çalışılıyor. “Seçmen siyasete küstü. Seçmenin motivasyonu düştü. Seçmen siyasetçiye güvenmiyor” uzat uzatabildiğin kadar. Birincisi seçmen değil halk. İkincisi itiraz edilen, ‘küsülen’, vaz geçilen siyaset değil. Üçüncüsü kimsenin kurtarıcı beklediği de yok. Zorla dayatılan bu tarzın son kullanım tarihi çoktan geçti. Yakında reytingi de düşer.
Dünyanın farklı yerlerinde de Anadolu coğrafyasında da bugün yapılan siyasetin eleştirisi onlarca kez denendi ve yapıldı. Halkın kendi kaderini belirlemek için örgütlendiği, sözünü söylediği, talebini ortaya koyduğu ve bunun için eyleme geçtiği onlarca örnek var. Çok uzağa gitmeye gerek yok, 2013 Haziran’ına bakmak bile yeterli. Gerçek insanların seslerine kimse uzun süre kayıtsız kalamayacak.