Veysel Ulusoy: Ne de olsa IMF'siz IMF programı uygulanıyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

TÜİK, Türkiye’nin istatistiklerini kamuoyuna sunan yapının adıdır. Onun verileri araştırmalara ışık tutar (en azından öyle umulur), sonuçlara göre de önümüzdeki dönemlerin planlamaları yapılır.

Örneğin tarım ürünlerindeki maliyetler TÜİK’e göre bile yılda yüzde 61.24 artıyor, tarla kiraları bunun üstüne çıkıyor ve çiftçinin reel kazancı reel kayba dönüşüyorsa gıda güvenliği açısından büyük bir sorun var demektir. Diğer bir ifadeyle, maliyetlerdeki artışın yanında buğdayda olduğu gibi, ürün fiyatları yüzde 11 artırılıyorsa çiftçi yılın tamamında zarar etmek için çalışmakta olduğu anlamı çıkar.

Tarımsal kazançların bu derece düşmesi bir dönem sonra üretime doğrudan yansır. En açık ve dinamik örneğini, TÜİK’in verdiği istatistikler kapsamında, nisan ayında süt ve süt ürünlerinde yüzde 2.2 ile kümes hayvancılığı üretiminde yüzde 6.1 azalışta görüyoruz.

Tüm bu istatistiklerde dikkat edilmesi gereken nokta verilerin enflasyon şemsiyesi altında değerlendirmeye tabi tutulmasıdır. Diğer anlamıyla, enflasyon verilerinin sonuçta reel kazançların/kayıpların hesaplanmasında temel birim olması özelliği taşımasıdır.

Temel birim ülkemizde yanlış sunulmaktadır. Bundan dolayı da tüm diğer veriler yanlış hesaplanmaktadır. Örneğin, milli gelir yüzde 5 arttı, sanayi üretimi yüzde 2 yükseldi tarzı cümlelerle sunulan veriler, doğru olmayan fiyat endeksleri ve enflasyon oranları ile hesaplandığı için sonuçta ülke gerçeklerinden sapmaktadır.

Bastırılan enflasyon verisiyle bile yüzde 50 zararda olan buğday/arpa üreticisinin gerçek enflasyon verisiyle hesaplanan getirisini siz tahmin edin.

Ülkenin gerçek büyüme verileri ile nereye doğru yöneldiğini görmek mümkün iken yanlış hesaplanan verilerle yapılan ekonomik politikaların ülkeyi nereye yönlendireceğini tahmin etmek zor değildir.

Sanayi üretimi düşerken çıkıyormuş gibi hesaplamak da ortada olmayan üretim gücü üzerine yapılan planlamaları bozacak işgücü piyasasında kırılmalara yol açacaktır.

En büyük sorun ise sabit gelirli halkın enflasyon şemsiyesi altında sıcaklığı sonuna kadar hissetmesi, birikim ve varlığının sürekli erimesini seyretmesidir.

Tasarrufun sahibi ve yatırımlarım kaynağı olan bu kesimin şimdi de ek vergi ve ücret baskılamasına maruz kalması söz konusu.

Ne de olsa IMF’siz IMF programı uygulanıyor.

Veysel Ulusoy’un yazısı