Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Devlet hem içeride hem de dışarıda sıkıştı. Devlet nefes alabilmek umudu ya da hesabıyla bir kez daha Kürtlere yanaşma ihtiyacı duydu. Devlet Bahçeli’nin tehdit unsuru olarak kullandığı demir yumruğu bu nedenle çözüldü, pamuk gibi yumuşadı ve Meclis’te Kürtlere uzatıldı. Devletin barışı görüşmeye, uzlaşmaya, mutabakata hazır olduğunun nişanesi olarak. Her halükarda uzatılan bir el varsa tutmak gerekir. Eninde sonunda o çok özlenen barış, kiminle savaşıyorsan onunla gelecek. Bu bir. İkincisi, Osmanlı da oyun çok ve devlet, Bahçeli’nin elini kullanarak yine bir oyalamanın, aldatmacanın peşinde olabilir. O halde, 2015’te başlayan çatışmalı sürecin deneyimiyle temkinli olmakta yarar var. Adımlar hassas atılmalı.
Bir süreç olacaksa bunu kim yürütmeli? Buraya nereden geldik bilmiyorum ama Leyla Zana’nın, hapiste de olsa Selahattin Demirtaş’ın, geçmiş deneyiminden dolayı Sırrı Süreyya Önder’in ve Ahmet Türk’ün adı geçiyor en çok. Biz bu sohbeti yaparken Önder ve Türk, Suruç’ta Şenyaşar ailesinin kan davasına çözüm üretmeye çalışıyorlardı. Ahmet Türk sadece Mardinlilerin değil, bütün Kürtlerin vazgeçmediği isimlerdendir. Siyasette geçirdiği yıllar içinde edindiği deneyim bu sevginin oluşmasında rol oynuyor elbette. Ama siyasi arenadaki bütün altüst oluş süreçlerinde sergilediği sahici tutum, bu sevginin pekişmesinde esas unsur. Bu nedenle Kürtlerin yeni bir çözüm süreci görüşmeleri içinde Ahmet Türk’ün yer almasını istemesinde şaşılacak bir durum yok. Hissiyatımı da bir sır gibi paylaşacak olursam, Ahmet Türk seçimlerden çok önce olası bir çözüm süreci için hazırlanıyordu. Şu notu da düşeyim: Elbette çözüm sürecini kimler yürütecek aşamasına büsbütün gelinmedi henüz. Ama benim naçizane hissiyatımdan bağımsız olarak, büyük bir ihtimalle hem devlet hem de Kürt siyaseti bu isimler üzerinde düşünüyorlardır.
Anlaşılan o ki CHP, Kürt meselesi hakkında cesur, kararlı, hakkaniyetli adımlar atmadığı sürece geçmişte bıraktığı olumsuz izlenimi silemeyecek Kürtlerin hafızasından. Özel, mahpus Selahattin Demirtaş ile Selçuk Mızraklı’yı ziyaret etsin, istişarelerde bulunsun ve çıkışta olumlu mesajlar versin elbette. Ama elini taşın altına koymaktan, meselenin çözümü için sözünü söylemekten ve tarafları bir masa etrafına toplamak gayretinde bulunmaktan da geri durmasın. Sokak Kürt meselesinin çözümü için atılacak muhtemel adımları böyle yorumluyor.