NUR BANU KOCAASLAN
“27 yıllık meslek hayatımdan öğrendiğim bir şey varsa burası böyle kalmaz, yarın molotoflarla gelirlerse ne yapacaksınız?”
Validebağ Korusu’nun yanında cami yapılmak istenen yeşil alanın komşusu iki sitenin sakinleri ile polisler arasında ‘hararetli’ bir pazarlık yapılıyor. Site sakinleri Emniyet amirine elbirliğiyle kurulan nöbet çardaklarının bozulmaması için ‘dil dökerken‘, amirin tavrı net: “Burada siz de mağdursunuz biz de, ama bunlar (çardaklar) burada kalamaz. Size bir şey demiyorum ama barikatın arkasındakileri alana almam.”
Emniyet amiri işin büyüyeceğini, ‘siyasileşeceğini’, polis barikatlarının gerisinde kalan kitlenin semt sakinlerinin baş edemeyeceği olaylara sebep olacağını savunuyor, dağılmalalarını talep ediyor.

Site sakinleri günlerdir polisten, zabıtadan gördükleri kötü muameleyi örnek gösteriyor, polisin müdahalesiyle barikatların dışına sürülenlerin şiddete başvurmayacağına dair ‘Çocuklar yapmaz öyle şeyler’ diyerek güvence veriyor. Emniyet amiri ikna olmayınca yağmurluk ve yiyecekleri barikatların arkasındakilere göndermek zorunda kalıyorlar.
Sokağın dışında bekleyenlerse birkaç saat önce jeneratör yüklü bir kamyonun alana girmesini istemeyince polisin kalkanlı, biber gazlı, plastik mermili müdahalesiyle ‘sürülenler’. O sokakta yaşayanlar yeni barikatlarla kıskaca alınırken, görevli bir polisin tabiriyle ‘alanı steril hale getirmek için’ geri kalanlar dışarı itiliyor.

Polisin iki sitede yaşayanlarla çardakların kalkması için ‘pazarlığa giriştiği’ esnada barikatların arkasındakilerin ne Emniyet amirinin sözlerinden haberi var, ne de sitelilerin onları nasıl savunduğundan. ‘Molotof’ tabiri geçmese de ortak endişe cami inşaatının ‘koruya giriş bahanesi’ olduğu yönünde.
Kimisi öğrenci, kimisi emekli; Üsküdarlı olan da var, olmayan da. Bir tarafta sürekli yeni polis ekipleri alana girerken, barikatın diğer tarafında da ‘koruyu koruyanlar’ kalabalıklaşıyor.
‘AKP kentliliği yok ediyor’

Mehmet Yaşar alanda bekleyenlerden biri, doktor…
Acıbadem’de oturuyor, inşaat başladığından bu yana her fırsatta alana gelmeye çalışıyor. Yapılan camiden çok Validebağ Korusu’nun üzerindeki ‘tehlike’ üzerine konuşuyor.
“Bir kenti kent kılan şey plazaları, binaları, alışveriş merkezleri değil; bütün insanları, yeşillikleri, parkları… Oysa AKP’nin temsil ettiği zihniyet bu kentliliği ve insanlar arasındaki ilişkileri yok etmek istiyor. Kendi liberal kapitalist anlayışına uygun şehir yaşantısını dizayn etmek istiyor ve Validebağ Korusu bu semt için oldukça hayati konumda bir yer. AKP buraya göz koyarak betonlaşmaya açmaya çalışıyor ama biz buna karşıyız ve yaptırmamaya kararlıyız.”
‘Ben istedim, ben yaparım düzeni gitmez’

Yaşar’ın aksine avukat Armağan Yılmaz, Avrupa yakasında oturuyor.
İlk günden beri burada olduğunu söylüyor, nedenini ise şöyle açıklıyor: “Ben avukatım, süreci başından beri takip ediyorum. Öncelikle Üsküdar Belediye Başkanı’nın yaptığı tam bir hukuksuzluk. Kendisi avukat olmasına rağmen kendince yeni bir hukuk yaratıyor. Buradaki mevzunun cami olmadığını çok net biliyoruz, bu tamamen ‘Ben istedim ben yaparım’la ilgili, tamamen yeşil alanların ranta açılmasıyla ilgili.”
Sabahki polis müdahalesine kızgın, “Emniyet müdürü, belediye başkanı, kaymakam ortak bir hukuksuzluğa imza atıyorlar. Polisi halka saldırtarak büyük bir hukuksuzluk sergiliyorlar. Ona rağmen halkın burada soğuğa rağmen direndiğini görüyorum. Halkın artık boğazında her şey. İnsanlara baktığımda bu düzenin böyle yürümesini istemediklerini görüyorum. Hukuk herkes için eşit olmadıkça o ülkeye demokrasi, cumhuriyet denilemez.”
‘Televizyonda görünce içim içimi yedi’

O esnada yaşlı bir adam araya giriyor, soru sorduğumuzu görünce, koru için imza da topladığımızı sanıyor.
“Hanım abla, bu başladığından beri içim içimi yedi televizyonda görünce, hatta gördüm milletvekillerimiz de tosun gibi kalkıştılar. Sizin gibi gençler yok mu… Onlar 26 tane cami varken niye cami yapılıyor diye, rant meselesi diye imza topluyorlardı. Şu şeyi bir imzalayayım dedim öyle geldim. Orada benim bir adım imzam olsun sen bir soruversene…”
Bekleyenlerin yargıları ortak

Kalabalığın arasında konuştuğumuz herkesin yargısı ortak, yeşil alanların ‘rant’a açıldığı, hukuksuz bir inadın sürdüğünü farklı gerekçelerle sıralıyorlar.
Koç Üniversitesi’nden bir asistan da orada, ismini vermek istemiyor: “Üsküdar’da olmasının tesadüf olmadığını düşünüyorum, Cumhurbaşkanı’nın semtinde AOÇ’ye Ankara’da yapılanlar ortadayken Validebağ’a yapılanlar da bunun başka bir adımı. Bir de caminin sembolik önemini vurgulamak isterim, provokasyon amaçlı kullanılıyor cami inşaatı, okul olsaydı da belki karşı çıkılırdı ama camiyle yola çıkmalarında bir sebep var. Validebağ’dan Hyde Park yapamayınca camiyle etkiliyorlar insanları.”
Yeni Türkiye’nin karikatürü Validebağ
Biz soru sordukça, konuşmak isteyen gönüllüler de artıyor, kadın bir öğretmen söze giriyor. İsmini kamuda çalıştığı için veremiyor: “Mahalle meselesi değil memleket meselesi. Ben ilk kez Gezi’yle sokağa çıktım, sokağa çıktıkça da mücadelenin büyüdüğünü düşünüyorum. Gezi bize ‘kendimiz için kendimiz savaşmalıyız’ı öğretmişti. Burası da tam olarak yeni Türkiye’nin bir karikatürü olarak karşımızda duruyor; ideolojik olarak cami kisvesi altında rantın, peşkeşin bir resmi burası ve ben de bu yeni Türkiye’ye karşıyım.”
‘Yaşadığımız alanlar dar ediliyor’

Yayın sektöründe çalışan Senem Erdoğan sekiz gündür fırsat buldukça desteğe geliyor, o çevrede oturuyor.
Koru bir yana neden geldiğini şöyle anlatıyor: Aynı zamanda bir dolu şeye duyduğum tepkiden buraya geliyorum. Yani artık yeter dediğimiz bir nokta bu. Hükümetin kentsel politikalarına, yurttaşların taleplerini kesinlikle kaale almayan, baskıcı, neredeyse totaliter politikalara bir tepki bu. Yaşadığımız alanlar sürekli bize dar ediliyor ve ona sahip çıkmamız gerek.”
Polisten rahatsız, güvensiz hissediyor

Emniyet amirinin molotof atmakla itham ettiği insanlardan biri olarak, onun da polisten şikayeti var: “Polis varlığından çok rahatsızız, Beşiktaş polis karargahına döndü. Sürekli bizi karşı karşıya getiriyorlar polisleri ben kendime güvenlik değil tehdit olarak görüyorum.”
Senem Erdoğan’ın dikkatini en çok çeken kadınların ve gençlerin sayısındaki fazlalık, tartışmanın ‘cami ekseni’nde dönmesinden de oldukça rahatsız: “İnsanlar camiye de karşı olabilir. Camiye karşı olduğunu göğsünü gere gere söyleyebilir, ateist olabilir, hıristiyan olabilir. Karşınızdaki insanların bu tavrı artık bir kesimi çok gücendiriyor ve nefretle dolduruyor. Biraz da nefretle geliyorum buraya.”
‘Gencin, parasızın hak gaspı… sonra bonzai çıktı diyorlar’

Kardeşi Elif Erdoğan da faklı bir pencereden giriyor söze, Validebağ Korusu’ndaki İzci Kampı’nı bu yaz belediyenin yapılaşmaya açma çabasına değiniyor: “Çay için 5 lira ödemediğiniz takdirde bir yerde nefes almanız mümkün değil. Bu gencin, yaşlının, parasızın da hakkını gasp etmek. Gençlerin adam akıllı olanakları yok. Sonra bonzai çıktı diyorlar, çıkar tabi. Gençlerin çimlere rahat rahat uzanamadığı, spor yapamadığı, arkadaşıyla cinselliğini yaşayamadığı bir yerde tabii ki çıkar.”
Elif Erdoğan sözlerine şöyle devam ediyor: “Bütün bunları yaparken de çok kirli, yalancı bir mücadele yaratıyorlar. Orada tek bir ot bile yok dedi Üsküdar Belediyesi, iğrenç bir yalan bu. ‘Camide içki içtiler’le başlayan bir yalanlar durumu.”
Ve horonlu final…

Biz insanlarla konuşurken, bir yandan imece usülü gelen yemeklerin dağıtımı yapılıyor, dayanışma adına konuşmalar gerçekleşiyor. Polislerin ‘steril hale getirip kapattığı’ sokağın hemen yanında polis barikatının arkasında yeni çardaklar kuruluyor, hatta bir de soğuğa karşı soba var.
Emniyet amirinin molotofkokteylli öngörüsünün aksine gece, horonlar ve soğukta uykuyla devam ediyor.