Belki de olan şu: “Barış” araçları amaçlaştırılırken, barış amacı da araçlaştırılıyor!
Tam ne yaptığı, nereye vardığı bilinmeyen bir Meclis komisyonu, AİHM kararlarına rağmen içeride “Kürt partisi”nin liderleri, cezaevlerinde Gezi, ana muhalefet partisi belediyeleri, gazeteci, öğrenci, “Cumhurbaşkanı’na hakaret” tutuklu ve mahkûmları varsa, seçilmişlerin yerinde kayyumlar oturuyorsa, kadınları, çocukları, LGBTi artı insanları kuşatan dayatmacılıklar azıyorsa… Bunları gören kimileri de “dayanışma, kardeşlik ve demokrasi” lafına tepeden tırnağa inanamaz.
Bahçeli ilginç bir şahsiyet. Ne kendi geçmişini ne yakın geçmişi hatırlayıp yeni bir safhaya, yeni bir sayfaya geçiyor. Başta partisi, herkesten de unutmasını istiyor. Bu da bir beceri!
Ama büyük ortağı daha da ilginç bir şahsiyet. Çünkü o unutmuyor ve unutmadan, hep kafasında bir dolu hesapla bir o taşı bir bu taşı oynuyor. Bahçeli seçmenini kaybetme riskini de göze alırken, ömrünün belki de son dönemecinde; yıllarca yerin dibine batırıp yıllardır da neredeyse övgüye boğduğu büyük ortağının her adımı, daha önce aç kapa yaptığı “açılım”daki gibi, oy ve oyun.
İmralı’ya gidip gitmemek bir tartışma ve nihayetinde herkesin kendi kararı. Ankara ve İmralı’daki “tek adamlar” ne dayanışmanın ne kardeşliğin ne de demokrasinin tek ve gerçek temsilcileri olabilir. Elbette karar süreçlerinde onların attığı, atacağı her adım ve samimi olup olmadıkları çok önemlidir ama nihayetinde, tarihini de talihini de yazacak olan halklardır. Ne kadar dışında kalırlarsa kalsınlar, bir ara içeri dahil oluverirler.
Bu “süreç” sürmeli. CHP de “İmralı’ya atmadığı adım”ın karşılığında, Meclis’te ve halk nezdinde samimiyetini ispat edebilmeli.