Devlet ve onun şekillendirdiği toplum, bireyi devlet ideolojisi kodlarının oluşturduğu zihniyet üzerinden ele geçirmeye çalışmakta. İşte “ele geçirilemez” ve “öngörülemez olmak” bu anlamda çok önemli.
Türkiye kamuoyu, Cumhuriyetin 1982 Anayasasıyla pekişen tekçi-despotik zihniyetinin yarattığı iklimin verili kırmızı çizgileri içinde düşünce üretildiğini sanıyor. Düşünce ürettiğini sanan kodlanmış bir kesim, tek bir yeni kelime ve kavram üretmeden klişeler içinde dönüp duruyor. Oysa düşünce edimi kalıplaşmış düşüncelerin dışına çıkıldığında başlar.
Türk-İslam sentezine dayalı tekçi ideolojik yapının oluşturduğu zihniyet ve ürettiği “kod”lar toplumu ve seçimlerde oy veren kitlenin büyük bir çoğunluğunu kuşatmış ve bu çoğunluk söz konusu zihniyeti içselleştirmiş durumda. Bu çoğunluğa karşılık gelen ister sağda ister solda olsun tüm siyasi partiler programlarına ne yazarlarsa yazsınlar aynı zihniyetle sakatlanmış durumdalar.
Bu yazıyı değerli siyasetçi Selahattin Demirtaş’ın 31/10/2025’te T24’te yayınlanan yazısındaki yaklaşımı bana yazdırdı. Demirtaş, yazısında gayet iyiniyetli ve samimi olarak barış ve kardeşlikten söz ediyor…
Türk ve Kürtlerin birlikte yapması gereken etkinlik ve ritüellerin yapılmayışını eksiklik olarak görmekte. Kanımca bu meselede kilit kavram “saygı” olmalı. Farklı etnik kimlik, kültür ve dile sahip kesimlerin taleplerinin anayasal düzeyde hukuki güvenceye kavuşturulması ön koşul olarak anlaşılmalı. Kardeşlik, tahammül etmek, hoşgörü göstermek gibi kavramlar yerine başat kimliğin ve diğer tüm kimliklerin birbirlerine saygı gösterme kültürünü edinmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.
Türkiye tekçi-despotik zihniyette önemli bir sıçrama yapmadan, terörün tüm nedenlerini tartışmadan, gerçekçi çözümleri müzakere etmeden silahın bırakılması ve kardeşlik üzerinden bir sonuca ulaşılması mümkün gözükmemekte.
Zihniyet labirenti içinde sıkışmış müesses nizamı zorlayacak yeni oluşumlara, yeni düşüncelere, kavramlara, kelimelere ihtiyacımız var.