Ümit İnatçı: Vasat işlerin 'sanat yapıtı' sunulması, piyasayı şekillendiren mekanizmanın parçası

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Günümüzün neoliberal kültür endüstrisi içinde sanat giderek etik anlamını ve eleştirel gücünü yitiren bir meta formuna indirgeniyor. Eserin değeri, artık estetik yoğunluğundan ya da düşünsel gücünden değil, piyasada yarattığı görünürlükten ölçülüyor. Bu durum, sanatın etik doğasına –yani hakikatle, özgürlükle, insan onuruyla kurduğu ilişkiye– derin bir darbe vuruyor.

Bugün sanat daha fazla beğeni ekonomisinin bir uzantısı haline geldi. Sergiler, bienaller, ödüller, fonlar… Sanatçı artık ne söylediğiyle değil, nasıl paketlendiğiyle değerlendiriliyor. Bu, sanatın kendi değerleriyle değil, imajla tanımlandığı bir çağın etik çöküşüdür. Belki de sanatın bugün en radikal tutumu, piyasanın ritmine uymamaktır. Görünürlüğün yerine derinliği, hızın yerine yoğunluğu, taklidin yerine hakikati koymak… Sanat, ancak bu etik gerilim içinde yeniden “özgür” olabilir. Tam da burada şu soruyu sorabiliriz: “Etik sanatın neresinde?”

Günümüz sanat piyasasında etik sorunların kaynağı çoğu zaman kolaycılıktır. Vasat işlerin, hakkı verilmeden “sanat yapıtı” olarak sunulması, piyasayı şekillendiren mekanizmanın bir parçası haline gelmiştir. Böylece, sanatın değerini belirleyen düşünsel nitelik, özgünlük ve teknik yeterlilik yerini görünüşe, popülerliğe ve ticarileşmeye bırakır. Oysa etik bilinç vasatlığa ve kolaycılığa boyun eğmez. Her yapıt, sanatçının sorumluluk ve özen bilinciyle şekillendiği ölçüde anlam kazanır.

Ümit İnatçı’nın yazısı