Ulvi Saran: Eğitim sistemlerinde öğretmenlik

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Okulda zorunlu asgari ders verme yükümlülüğü sınıf öğretmenleri için 18, branş öğretmenleri için ise 15 saat. Haftanın 5 gününde, mesai saatleri toplamının 40 saat olduğu düşünülürse; ek ders alma ihtiyacı duymayan öğretmenler için haftada 20-22 saat gibi ders dışı bir zaman kalıyor.

Öğretmenlik mesleğinin Türkiye pratiğinde fiilen oluşan bu çalışma düzeni ile kamu personel rejiminin genel çerçevesi arasındaki farklılık ve uyuşmazlıkları göz ardı etmek mümkün değil. İşte eğitim personelinin çalışma şartları ve görev yükümlülüklerinin yerine getirilmesiyle ilgili serzenişler ve tartışmalar da burada başlıyor.

İşte sorun, öğretmenlerin ders verdikleri saatlerin dışında okulda geçirdikleri vaktin “boşa geçirilen bir vakit” olarak değerlendirilmesinden kaynaklanıyor. Tartışma da bu değerlendirme çerçevesinde şekilleniyor.

Ders verilen saatlerin dışında öğretmen neden boş boş beklesin?

Elbette boş beklememeli. Ama boş bekliyor olmanın yegane alternatifi, okuldan ayrılmak değildir. Asıl mesele, bu zamanı öğretmen ve öğrenci açısından değer üreten bir çalışma süresine dönüştürebilmektir.

Dolayısıyla tartışılması gereken, öğretmenin ders dışında okulda neden bulunduğu değil; bulunduğu bu zamanın nasıl verimli, planlı ve ölçülebilir bir eğitim faaliyetine dönüştürüleceğidir.

Gelişmiş eğitim sistemlerinde öğretmenlik yalnızca sınıfta ders anlatılan saatlerden oluşan bir meslek olarak görülmüyor.

Türkiye’nin tartışması gereken esas konu; öğretmenin ders yükünün hafta içinde nasıl dağıtılacağı değil, ders dışındaki çalışma süresinin eğitim açısından nasıl anlamlı hale getirileceğidir.

Ulvi Saran’ın yazısı