Ulvi Saran: 'Çöpçüler' ve 'hurdacılar liginde' liderliğe oynuyoruz

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Türkiye’nin yüksek atık ithalatı hacmindeki rekabet avantajı, gerçekten yüksek geri dönüşüm teknolojilerinden ve yenilikçi üretim becerisinden mi kaynaklanıyor? Yoksa ucuz işçilikten, düşük işletme maliyetlerinden ve çevresel yüklerin yeterince hesaba katılmamasından mı?

Düşük maliyetle temin edilen plastik atıklar, nispeten ucuz işçilik ve işletme maliyetleriyle işlenerek ticari değeri olan ham maddelere dönüştürülebiliyor. Böylece düşük maliyetli girdilerden yüksek kazanç sağlanması mümkün oluyor.

Ancak bu hesabın bir de işletmelerin mali tablolarına yansımayan diğer yüzü var: Geri dönüştürülemeyen atıkların bertarafı, toprağın ve suyun kirlenmesi, zehirli salımlar, insan sağlığı üzerindeki riskler ve bunların uzun vadeli toplumsal maliyetleri…

Dolayısıyla, kazanç belirli işletmelerde toplanırken, çevresel bedelin toplumun geniş kesimlerine ve gelecek kuşaklara yüklenmesi, bu faaliyetin gerçek ekonomik değerini sorunlu ve tartışmalı hale getiriyor.

Bir taraftan SİHA’larla, savunma sanayii alanında ileri teknoloji ürünlerimizle ve yenilikçi üretim kabiliyetimizle dünyada söz sahibi olma yolunda ilerliyoruz. Yüksek teknoloji üreten ve gelişmiş ülkelerle rekabet eden bir ekonomi olma iddiasını taşıyoruz.

Diğer taraftan dünyanın en büyük plastik atık ithalatçısı olmak ve eski gemileri sökme işinde ustalaşmakla; “çöpçüler” ve “hurdacılar liginde” liderliğe oynuyoruz.

Ulvi Saran’ın yazısı