Türkiye'yi karış karış gezdi, 2 bin 500 oya topladı

MESUDE ERŞAN

@mesudersan

mesudeersan@diken.com.tr

Emekli hekim Şadiye Çetintaş, 81 il ve sayısını bilmediği kadar ilçe gezerek 2 bin 500 oya topladı. Mekik, iğne, şiş, firkete kullanılarak farklı tekniklerle üretilen oya ve yazma koleksiyonu yapan Çetintaş, “Kadınlar konuşarak anlatamadıklarını oyalarla ifade ediyor” dedi.

1977 Hacettepe Tıp Fakültesi’nden mezun olan Çetintaş, bir dönem enfeksiyon hastalıklarıyla uğraştı. Farkı sivil toplum kuruluşlarında, kadın hastalıkları ve doğum, üreme sağlığı alanlarında çalıştı. Projeler ağırlıklı Anadolu’da yürüyordu. Bu, Çetintaş’ın Anadolu’yu yakından tanımasına fırsat verdi. Daha sonraki yıllarda devletin kadın sağlığı politikaları nedeniyle projeler azalıp, zorlaşınca yaklaşık 20 yıl da işyeri hekimliği yaptı. Bu kez işyeri hekimliği taşeronlaşınca Çetintaş, kendi için erken gördüğü bir dönemde emekli oldu. Koleksiyonuna tam zaman ayırmaya başladı.

‘Oyalarla sözsüz iletişim yaratılmış’

Çetintaş’ın oyalarla ilişkisi mesleki değil. Kendi de nasıl başladığı, nereden çıktığını çok net bilmiyor. Ancak toplayıcı ya da koleksiyoncu yakınlarının etkisi olduğunu düşünüyor. Oyalarını önce fular gibi boynunda taktı. Kullandıkça yıkanamadıklarını fark etti. Satıcılar ve üreten kadınlarla sohbet ettikçe oyaların, yazmaların bir dünyası olduğunu gördü: “Her rengin başka bir nedeni, her motifin ayrı bir dili var. Kadınlar oyalarla sözsüz iletişime geçmiş. Biber oyası yapmış ‘kaynanam ve kocamla aram kötü, işler fena’ demiş. Hamile kalmış, elma oyası işlemeli yazmasını takarak anlatmış. Aşık olmuş, mor sümbül oyası takmış. Güzelliği, hoşluğu, iyiliği ifade eden karanfil oyalar sevilen kişilere gönderilmiş. Evlenecek kız, eğer gideceği evde görümcesi varsa menekşe oyası göndererek, ‘bir an önce evlen git’ demiş. Papatya saflığı, nergis üzüntüyü, hüznü ifade etmiş.”

Çetintaş oyalarla ilgilenince araştırmaya da başladı. Nereler ne yapar, hangi il ne rengi sever, başka detaylar derken toplamak ciddi bir işe dönüştü: “Sonra bu ilin, bu oyasından yok, nereden bulurumnasıl yaparım dedim. Önce bulduğumu alırdım. Sonra eleyerek almaya başladım. Derken özel olarak aramaya başladım. Eğer bunlar da nasıl oya yapıyormuş diye peşine gitmezseniz koleksiyonunuz da olmaz. Oyalar birikti birikti… Ev almadım, oya aldım. Şu oyayı istiyorum ama eski olsun, ipek olsun derken bugün sayısı 2 bin 500’e yaklaştı.”

Çetintaş her yöreden, bir örnek edinmeye çalışmış. Oyalar kadar yazmalara da ilgisi var. Birçok koleksiyoncuda örneğin Doğu Anadolu oyaları bulunmadığını belirten Çetintaş, “Gösterişli olmadığı için buralara gelmez, satışı olmaz.” dedi.

‘Bilen ve kaynak çok az’

Anadolu oya bakımından zengin. Ancak bu alanla ilgili yazılı kaynak çok az. Çetintaş, uzmanlaştıkça kaynaklardaki pek çok bilginin de yanlışlığını fark etti: “Bu konuyu bilenler de az. Birkaç koleksiyoncu var. Keçi boynuzu kemirir gibi, makalelerin birinden bir satır, öbüründen üç satır, bir takım şeyler çıkarmaya çalışıyoruz. Bir yandan yazmaları araştırıyorum. O kadar çok yazma çeşidi var ki. Hep Tokat yazması anılır ama en önemli merkez aslında İstanbul.”

Oyalarda ipek ip, at kılı gibi malzemelerin yanı sıra kavun çekirdeği, yaldız kağıt, koza parçaları, artık bezler, deniz kabukları vs. de kullanıldığını anlatan Çetintaş, “Oyaların aynısını bulamazsanız. Aynı motif bile olsa, her kadının elinin inceliği farklı. Kullandığı renk, tonları değişiyor en azından. Motifleri kendileri yaratıyor. Kızın çeyizinde mutlaka olması gereken motifler var. Bazıları da bahçesindeki çiçek, böcek, hatta sürahiye bakarak yapıyor. Hiç aklımıza gelmeyecek malzemeleri sanatsal bir şekilde dönüştürmüşler. Şimdi ‘sıfır atık’ diyoruz ama Anadolu yüzyıllardır bunu yapıyor. Hem oyalarda hem de yazmalarda muhteşem bir uyum var, renkleri bir araya getirmeyi çok iyi beceriyorlar” diye anlattı.

Şehir ve ilçe merkezleri, köylerde oya üretimi sürüyor. Ancak bazı değişimler de yaşanıyor. Artık pamuklu ve küçük yazmalar kalmadı.

Çetintaş, geçtiğimiz aylarda bir sergi de açtı. Oyalarını hava alan kutularda saklıyor. İçine muhakkak, güveye karşı Amerikan bezi içinde sabun koyuyor.

Çetintaş oyalarla ilgili şunları anlattı:

*Benim için tüm oyalar çok değerli. Ama İstanbul oyaları özeldir. İnce işçiliği var. Konya oyalarını da beğenirim. Konya çok az bilinir, bence oyaları özel. Hep Kütahya, Aydın toplarlar. Nallıhan oyaları son yıllarda çok popüler oldu.

*Biber oyası hemen her bölgede var. Bursa’nın ki meşhur. Mekikle, tığla, iğneyle yapılıyor. Özellikle kayınvalide ya da kocayla arası iyi olmayan gelin başına takıyor.

*Konya’nın ‘olmazsa olmaz’ı filize oyası. Yüzyılı aşkındır yapılıyor. Arada zambak oluyor. Her kızın çeyizinde olmak zorundaymış. Kayınvalideye, ‘aramız bahar, bahçe gibi, hep güzel olsun’ diye veriliyor. Kayınvalide beğenmezse atarmış. Yine konyanın mezar taşı oyası var. Bunu gelin takıyorsa, ‘mezara kadar aramız kötü seninle’ diyor. Konya’nın yazmaları çok tipiktir. Dört kenarını tam yapmaz, karşılıklı iki kenarı yarım. Bunun sebebiyle ilgili söylentiler farklı. Kimine göre bununla, ‘yarımdım, burada tamamlanacağım’ mesajı veriliyor. Kimine göre, eve misafir geldiğinde oyalı kısmını takıyor, yani süsleniyor. Gelen erkek misafirse, oyasız kısmını alnına getiriyor. Bazıları da namaz kılarken oyalar secdeye gelmesin diye iki kenarlı üretildiğini söylüyor.

‘Tarla sattıran’ oyası

*Aydın bölgesi oyaları genellikle ipek kreplere dikiliyor. Çok güzel ve ince işçilikte, çiçek motifleriyle üretiliyor.

*Bazı oyaları yazmasız. Aydın’ın meşhur kirpikli oyası gibi. Bu oya için ‘tarla sattıran’ deniyor. Erkek tarafının yaptığı oyalardan biri. Erkek çocuk doğduğu anda annesi bu oyayı yaptırır, sandığına koyarmış. Kız istemeye gidildiğinde bu oya yoksa kızı vermezlermiş. Hala yapılıyor.

*Öne çıkan bir başka il Bursa. Dokumacılığın ve ipekçiliğin olduğu her yerde oya var.

Boncuk oyası

*Doğu Anadolu’da daha çok beyaz tülbent etrafına boncuk oyası yapılıyor. Boncuk oyası daha çok Doğu Anadolu’da çok yapılsa da Adana’nın boncuk oyaları hala çok popüler. Doğu Anadolu çok tanınmıyor ve bilinmiyor.

*Oyalarda hayvan motifleri de çok fazla. Elazığ’ın geyik oyası gibi. Elazığ’ın oyaları da çok incedir, çok zariftir. Yazmayla oyanın mutlaka renk uyumu var.

*Soma Darkale köyü Türkiye’nin en güzel oyalarını yapan yerlerden biri Çok ince işçiliği olan bir yöre. İpekleri farklı.

*Mudurnu, Nallıhan, Gerede aynı tip oyayı yapar. Portakal oyaları gibi. Doğrudan tanımak mümkün.

*Karadeniz’de özellikle Ordu ve Giresun’da oyalar var. Rize’de daha çok pullu yemeniler kullanılıyor.

*Trakya en az toplayabildiğim yer. Daha çok tığla, çok gösterişli, güzel oyalar yapıyorlar. Çanakkale’de de Biga’da göçmen çok ve oyaları da çok güzel.

*İzmir çok ince çalışır. Genellikle ipek krep üzerine. 

*Efe oyaları da ayrı bir başlık. Örneğin Tirenin efe oyaları kefiye denilen çizgili ipek kumaşlara yapılıyor. Bunu başlarına sarıyorlar.