Türkçeye üç romanı çevrildi: Nobel ödüllü Jon Fosse için okuma rehberi

EMRE ZOR

@zor_emre01

Bu yılın Nobel Edebiyat Ödülü’nü ‘söylenemeyene ses veren yenilikçi oyun ve düzyazılarından ötürü’ 64 yaşındaki Norveçli yazar Jon Fosse kazandı. 

Ödül komitesi, Fosse’nin ‘Norveç geçmişinin özünü sanatsal teknikle birleştirdiğini’ ve eserlerinde ‘insani kaygıları ve ikilemleri yansıttığını’ vurguladı.

Eleştirmenlerin parmakla gösterdiği Norveçli yazarın romanları, denemeleri, şiirleri, oyunları ve çocuk kitapları 50 farklı dile çevrildi. Türkçeye ise Monokl Yayınları tarafından ‘Melankoli’‘Üçleme’ ve ‘Sabahtan Akşama’ romanları  çevrildi.

Jon Fosse… Fotoğraf: Reuters (Arşiv)

30’dan fazla oyunu bulunan Fosse, aynı zamanda 1906’da ölen ‘Norveç’in Gogol’ü Henrik Ibsen’den sonra oyunları en çok sergilenen Norveçli oyun yazarı. 

Norveç kamu yayıncısı NRK’ya ödüle ilişkin konuşan Fosse, ‘‘Hem şaşırdım hem de şaşırmadım’’ dedi.

Aslında Fosse’nin bu çelişkisi yalnızca ödüle ilişkin değil. Yazarın metinleri de çelişkiler, kaygılar, içsel hesaplaşmalar, yalnızlık ve bilinç akışlarıyla dolu. 

Peki ‘‘Kitaplarım olay örgüsü için okunmaz’’ diyen Fosse’yi okumaya nereden başlamalı?

Diken, nokta işaretiyle arası bozuk Jon Fosse’nin roman ve oyunlarını okuma rehberi hazırladı:

Septoloji I-VII / Septoloji (2019-2021)

Fosse, Katolikliğe henüz geçtiği dönem yazdığı ‘Septoloji’ serisindeki yedi romanında, yaşlanan bir sanatçının kutsalla hesaplaşma sürecini anlatıyor. ‘Septoloji’ Fosse’nin en önemli romanı diye görülüyor. Kanadalı yazar Randy Boyagarda, eleştiri yazısında şöyle demiş: ‘‘ Yedi romanın da başlangıcı ve sonu aynı: Hepsi Asle’nin St. Andrew Haçı resmini nasıl bitireceğini kara kara düşünmesiyle başlıyor, Latince dualarla bitiyor. Tabii son romanda işler biraz değişiyor.’’

Trilogy / Üçleme (2014)

‘Trilogy’, kendilerini bulmaya çalışan sevgililer Asle ve Alida’nın aşk hikayesini anlatıyor. İkisi de evsiz, ikisi de uykusuz. Norveç’in Bergen şehrinde kendilerine ve doğacak çocuklarına iyi bir hayat kurabilmek fikriyle yağmurda dolanıp duruyorlar. Fosse adaletsizlik, direniş, suç ve intikam kavramlarına odaklanıyor. 

Kitap Türkçeye Banu Gürsaler Syvertsen tarafından çevrildi: ‘‘…Alida Asle’yle halâ iki sevgili olduklarını düşünüyor, ikisi birlikteler, Alida Asle’yle, Asle Alida’yla beraber, Alida Asle’nin içinde, Asle Alida’nın içinde, Alida uzaklara, denize ve gökyüzüne doğru bakıyor, Asle gökyüzünde, orada Asle, Alida rüzgarı hissediyor, rüzgar Asle, Asle orada rüzgarın ta kendisi, varlığı buralarda değilse bile o artık esen rüzgar…’’

Melancholy I-II / Melankoli (1995-96)

Bu roman 19’uncu yüzyılda yaşamış Norveçli ressam Lars Hertervig’in deliliğe sürüklenen hayatını kurguluyor. Hertervig, Düselldorf’da okurken yeteneğine dair yoğun kaygıları sonucu felç geçiriyor. Dahası ilgi duyduğu ev sahibinin kızıyla ilgili epey çirkin cinsel sanrılara sürükleniyor. Ve kendini evsiz barksız buluyor. 

İngiliz yazar Hari Kunzru şöyle yazıyor: “Fosse ilginç ve gizemli bu romanında bir sanatçının kaderini, yalnızlığını ve kendi düşüşünü seyredişini anlatıyor. Bu varoluşsal anlatıda toplumsal dünya sisler altında kalıyor.” 

Roman Türkçeye yine Banu Gürsaler Syvertsen tarafından çevrildi: ‘‘…içim bomboş olmalı, huzurlu ve bomboş olmalı ki içim işte o zaman dışarının ışığı içimde parlayabilir, zira ne zaman ki içim huzurlu ve bomboş olur o zaman ışık içimde parlamaya başlayabilir, huzurlu ve bomboş olmalı içim…’’

Morning and Evening / Sabahtan Akşama (2000)

Bu 104 sayfalık roman, ailesinin balıkçı olmasını umduğu Johannes’in doğumuyla başlıyor. Yıllar sonra gerçekten de balıkçı olan Johannes; ailesi, yakın arkadaşları ve geçmişi üzerine düşünmeye başlıyor. Kitap Türkçeye Deniz Canefe tarafından çevrildi: ‘‘…Johannes, ellerini kaldırıp gözlerini ovuşturdu… artık anlamıyordu Johannes, bugün hiçbir şey eskisi gibi değildi, bir başkalık vardı, ama ne olabilir bu, diye düşünen Johannes anlayamıyordu…’’

‘Someone Is Going to Come / Birisi Gelecek (1992-93)

Kıskançlık, cinsel gerilim ve paranoyalar etrafında dönen bu oyunda, bir çift, deniz kenarında ücra ve yıkık bir eve taşınır. Ancak şu paranoyadan bir türlü kurtulamaz: ‘‘Birisi gelecek.’’ 

A Summer Day/ Bir yaz Günü (1999)

Bu oyunun merkezinde kederle balığa çıkan kocasının dönmesini bekleyen yaşlı bir kadın var. Ancak kocası geri gelmeyen kadın pencereden ölümcül denizi izlemeye devam ediyor. Ve kocasının gittiği günü tekrar tekrar düşünmek, hayal etmek ve yaşamaktan başka bir şey yapmıyor.

I Am the Wind / Rüzgarım Ben (2007)

64 yaşındaki yazar, ‘I Am the Wind oyununda iki adamı bir balıkçı teknesine koyuyor. Ancak bu ikilinin kurduğu diyaloglar arkadaş oldukları anlamına gelmiyor. Çünkü Fosse’nin dünyasında konuşmak, bağ kurmayı garantilemiyor. The Times’ın bir eleştirmeni 2014’te, “Fosse’nin kısa, öz ve ritmik diyalogları, kimliğimize ilişkin sorularla ilgili derin bir kaygının ifadesi’’ diye yazmış.

Boathouse / Kayıkhane (1989)

Bilinç akışı şeklinde yazılmış bu roman, uğursuz bir aşk üçgenini anlatıyor. Her şey keşiş hayatı süren bir adamın kayıplara karışmış çocukluk arkadaşı ve onun karısıyla karşılaşmasıyla başlıyor.