Tuğçe Yılmaz: 3. Amed Film Festivali gösterdi ki, Kürtlerin hikâyelerini yasaklamaya çalışmak beyhude bir çaba

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Bu yıl, 7-14 Aralık’ta düzenlenen 3. Amed Film Festivali’nde en sık duyduğum cümle şuydu: “Ben bu filmin yönetmenle soru-cevap kısmını çok merak ediyorum!”

Diyarbakır’da film izlemek, çoğu zaman yalnızca bir sinema deneyimi değil; kolektif bir düşünme ve yüzleşme pratiğine dönüşüyor. Bu cümle de yalnızca filmlere duyulan merakı değil; anlatılan hikâyelerin, izleyicinin hayatına, belleğine ve politik sezgisine temas ettiğini gösteriyor.

Film festivalini yerinde takip edebilme imkânı bulan –bence şanslı– azınlıktanım. Dün akşam düzenlenen ödül töreniyle sona eren festivalle ilgili haberlerde, ben de diğer meslektaşlarım gibi “sekiz yıl aradan sonra” yeniden düzenlenebilmiş olmasına özellikle vurgu yaptım. Çünkü bu vurgu, basit bir zaman aralığını değil; kayyım rejimiyle kesintiye uğratılan kamusal hayatın, kültürel hafızanın ve kolektif üretim biçimlerinin yeniden kurulma çabasını anlatıyor.

Festivalde Kürtçenin parlayışı, benim için en kıymetli başlıklardan biriydi. Arkadaş sohbetleri dışında neredeyse Türkçe konuşulduğuna tanık olmadım. Kürtçeyi çok az anlayabilen ama konuşamayanlar olarak, İran ve Irak’tan gelen Kürt yönetmenlerle de zaman zaman İngilizce üzerinden iletişim kurduk. Bu çok dillilik hâli, parçalanmış coğrafyaların ve zorla bölünmüş dillerin ortak bir zeminde yeniden buluşma çabasını temsil ediyordu.

3. Amed Film Festivali bize bir kez daha gösterdi ki Kürtlerin hikâyelerini, özellikle de yas ve direnişlerini anlatan sinemayı yasaklamaya çalışmak beyhude bir çaba. Tüm yasaklara rağmen üretim devam etmiş; festival de bunun en somut çıktılarından biri. 

Tuğçe Yılmaz’ın yazısı