Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Kürtlerle barışmak için önce demokrasiyi yeniden inşa etmek, ifade özgürlüklerini, hukuku, adaleti temin etmek gerekir. Kürtsüz, kadınsız, Alevisiz bir hükümdarlık sürmek isteyen iktidar ve ortağının başlattığı bu tartışmayı yetkin olmayan dillerin elinden alıp ülkenin çok az sayıda kalmış aydınıyla ele almak ve barış olasılığını yeniden konuşulur kılmak önemli. Bakınız Türklerin en sık düştüğü hata, üstenci bir dille Kürt siyasetine ve Kürt vatandaşlara akıl verme çabasıdır. Oysa Kürtler Türklere nazaran çok çok daha politize bir toplumdur. Yani Türkler oy verdikleri partilerce yapılan siyasi hatalara, vatandaşa rağmen atılan olumsuz adımlara ses çıkartmayabilir belki -ki 22 yıl bu anlamda iyi bir örnek önümüzde- ama Kürtler kendilerini temsil eden partiye bu özgürlük alanını tanımaz. Çünkü mesele aslında halkın meselesidir ve o siyasetçiler Meclis’te bu halkın sorunlarını çözmek için bulunmaktadır. O halk bu meselelerin çözümüne dair basiretsizlik görürse hesabını sorar! DEM Partili siyasetçiler ‘siyaset gereği’ diyerek tabanlarını ikna edemez.
Yüzbinlerce bedel ödemiş, ödemekte olan bir halktan söz ediyoruz. “Kimin barışı bu, nasıl bir barış ve kazanımları neler olacak” diye sorgular bu taban. Çözümleri görmeden, ikna olmadan, somut olaylar cereyan etmeden kimse hiçbir şeye ikna olmaz diyorum. Devletin sert ve karanlık yüzünü bu ülkede Kürtlerden daha iyi bilene zor rastlanır. Ama mevzu barış olduğunda da Kürt siyaseti bu mevzuya duyarsız kalamaz, bu konuyu elinin tersiyle itemez, çünkü on yıllardır barış bekleyen, bu uğurda hâlâ hırpalanan bir tabanları var! Tabanı da bir tarafa bırakalım, Kürt siyasetinin devletle tecrübesi, Türkiye siyasetiyle tecrübesi ve bu tecrübelerin her birinde ödenen bedeller, ağırlığıyla ortada. O yüzden “Sizi kullanacaklar” demek de “Kürtler AKP ile anlaştı” demek de hem bu insanların tüm yaşadıklarını hiçe saymak hem de onlara yaşatılanlara saygısızlık etmektir bana göre. Diğer yandan “Sizi anayasa için kullanacaklar” diyenlerin de Kürt meselesi ve çözümüne dair söyledikleri elle tutulur tek bir cümle, önerme, fikir, yol haritası yok ortada. Sadece Kürtlere durmadan “Bizi satacaklar” iması yapılmakta!
Şimdi ekranları açıyorum, her konuda konuşan ulusalcı -ulusal mu desek? – bir ‘meslektaş’ güruhu -yine dalmadan edemedim- manipülatif yorumlar ve sorularla bu konuyu konuşmakta. Toplumun tüm kesimlerini kucaklayan bir barış kesinlikle böyle tesis edilemez. Zaten hâlihazırda bir barış süreci emaresi yok, dillendirilen bazı iddialar var, iddiaların henüz somut bir dayanağı bile yok. Burada iş, muhalefetin bu süreci nasıl yöneteceğine de çok bağlı. Muhalefetin, geçmişin özeleştirisini verir nitelikte bir varlık göstermesi, yanına barış için çabalamaya gönüllü aydınları da alarak yeni bir yol haritası çizmesi gerektiği görüşündeyim. 22 yıllık deneyimimiz bize barış gibi yaşamsal bir konunun iktidarın tekeline bırakmamak gerektiğini çoktan göstermiş olmalı. İnsanların Kürtlere parmak sallamayı, ders vermeyi, akıl vermeyi, ‘onla anlaştın bunla anlaştın’ suçlamalarını bir kenara bırakıp, kendi ‘Kürt meselesi çözümlerini’ artık dillendirmeleri ve bu konuda çalışmalar yapmaları gerekir.