MESUDE ERŞAN
@mesudersan
Sağlık Bakanlığı’nın dün akşam açıkladığı Covid-19 verilerine göre, 76 günün en yüksek vaka sayısına 32 bin 176’yla ulaşıldı. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Pandemi Çalışma Grubu üyesi ve TTB Halk Sağlığı Kolu Başkanı Dr. Nasır Nesanır, artışın bu hızla sürmesi halinde hastane ve yoğun bakımlarda sıkıntılar yaşanabileceğini söyledi.
Önceki güne göre vaka sayısındaki artış yüzde 23 oranında. Bir hafta öncesiyle kıyaslandığında ise artış çok daha yüksek; yüzde 62’yi buldu.
Dr. Nesanır, salgının değil, algının yönetildiğini söyledi. İki ay sonra günlük vaka sayısının 30 binin üzerine çıktığını hatırlatan Nesanır, uyarıda bulundu: “Vaka sayısı bu hızla artmaya devam ederse, hastane ve yoğun bakımlarda sıkıntılar yaşanabilir. Omicron varyantının bulaşma hızı göz önüne alındığında sağlık sistemlerini yeniden yıkıma uğratabileceği akılda tutulmalı.”
Ev içi bulaş, yeniden enfeksiyon oranı ve aşıya direnç Omicron’da Delta’ya göre çok daha fazla. İlk veriler, Omicron varyantındaki belirtilerin soğuk algınlığına benzer olduğunu gösteriyor. Sürekli öksürük, yüksek ateş, koku ve tat kaybı gibi belirtilerin ise daha az olduğu rapor ediliyor.
Omicron varyantıyla ilgili çalışmalar; bulaştan korunmanın çok daha zor olduğunu, aşısız veya eksik aşılıların hastalığı daha ağır geçirdiklerini, vakalarda çocuk yaş grubunda istikrarlı bir artış olduğunu gösteriyor. İlk araştırmalara göre, Omicron’un ortalama kuluçka süresinin üç gün gibi kısa bir süre olabilir.
‘Aşı yaşı 5’e çekilsin’
Omicron, tüm dünyada hızlı yayılıyor ve Türkiye dahil 110 ülkede etkili. Nesanır, “Covid-19’u ortadan kaldırmanın en önemli yolu, aşı mülkiyetine son verilerek tüm dünyadaki toplumlarla aşı dayanışması kampanyası düzenlenmesi” dedi.
Türkiye’de aşı yaşının beşe çekilerek; yasal düzenlemelerle ve aşı kampanyalarıyla toplumun en kısa sürede aşılanması gerektiğini belirten TTB yöneticisi şöyle devam etti: “Pandeminin etkili yönetilebilmesi için ekonomik-sosyal desteklerin verilmesi, kapalı alanların havalandırılması gibi genel halk sağlığı önlemlerinin bir bütün olarak uygulamaya geçirilmesi gerekiyor. Filyasyonun amacına uygun olarak yapılması, riskli ortamda bulunmak zorunda olanlar için FFP2-FFP3 tipi maskelerin ücretsiz sağlanması, riskli ortamda çalışıp, bağışıklık yetmezliği gibi tehlikeyi artıran hastalıkları olanlar için en azından kış ayları boyunca ücretli izin verilmesini öneriyoruz.”
‘Somut adım atılmıyor, algı yönetiliyor’
Türkiye’de her hafta bini aşkın insan Covid-19 nedeniyle ölüyor. Nesanır filyasyon hizmetlerinin salgının başından beri gittikçe niteliksizleştiği eleştirisi yaptı. Aşılanma oranının düşük olmasına rağmen halen bir aşı kampanyasına girişilmediğini söyleyen Nesanır şöyle devam etti: “Omicron salgınında birçok ülkede düzenlemelerin getirilmesine rağmen ülkemizdeki sorumlular somut hiçbir şey yapmayarak algı yönetimine devam ediyor. Sağlık sisteminin ömrünün tükendiği, artık herkes tarafından fark ediliyor. Çökmüş bir sağlık sisteminde Covid-19 salgınının ekonomik krizle birleşmesi, yıkımı daha da ağırlaştırmaktadır.”
‘Türkiye virüsü iyi takip edemiyor’
Omicron Delta’dan iki-dört kat daha bulaşıcı. Ayrıca aşıya dirençli ve tekrar enfeksiyon riski Deltaya göre beş kat daha.
Salgını kontrol altına almanın ilk adımının virüsün genomik izleminin yapılması olduğunu belirten Nesanır, şöyle konuştu: “Temsiliyeti sağlayan genomik izlem yapmak önemli bir adım. Bir diğer adım, hedef gruplar ve olağan dışı seyir gösteren vaka kümelerinden alınan örneklerde viral genom nükleik asit dizi analizini yapmak. Bu analizlerin zamanında yapılması; sonuçların ilgili uzmanlık dernekleriyle, toplumla ve tüm taraflarla hızlı paylaşılması, epidemiyolojik ve klinik verilerle eşleştirilmesi, yaygın bulaşma olmadan önlemlerin alınabilmesi için kritiktir. Bu amaçla, kapasiteyi etkin kullanacak şekilde ulusal moleküler sürveyans ağının kurulması zorunludur. Omicron’da virüs genomik analizleri pozitif testlerin yüzde 10’undan az olmamalıdır. Türkiye’nin sekanslamalardaki binde 7 düzeyi gibi düşük bir oran temsiliyeti sağlamakta yetersizdir. Aynı oran en son verilere göre Birleşik Krallık’ta yüzde 20; Danimarka’da yüzde 40.”