Özellikle 2010 yılı civarında yeni anayasa tartışması başladığında, tedavüle giren bir söylem vardı. “Anayasa kısa olmalı”, “ayrıntılardan uzak durmalı” deniyordu. Gerekçe olarak da “bu yolla uzlaşma sağlanmalı” ve “vatandaş, metni eline aldığında rahatlıkla yazılanları anlamalı” diye ekleniyordu.
Bu, bir yanıyla doğru, bir yanıyla yanlış. Doğru yanı anlaşılabilirlikle ilgili… Yurttaşlar kendilerini ilgilendiren temel bir metni kolayca anlamalıdır. Bundan hemfikiriz. Fakat diğer yandan, bir anayasanın kısaldıkça iktidarı daha az sınırlandırabileceği ve anlaşılırlık adı altında mutlak bir iktidara kapı aralayabileceği bilinmeli.
Bir anayasa, sadece uzun olsun diye uzamıyor. Bazı tarihsel deneyimler, bazı olay ve durumlara karşı özel bazı yanıtlar üretilmesini gerektiriyor.
Sıradan yurttaşlar bir tarafa, pek çok hukukçu, hatta anayasa hukukçusu (özellikle bu “anayasa kısa olmalı” tâifesi) metnin bazı yerlerinin niye uzadığını bilmiyor. Bilmedikleri için de bol keseden yazıp çizebiliyor ve konunun arka planına dair bilgisizliklerini açığa vurmuş oluyorlar.
Bugün birçok kişiye fazla ayrıntılı gelen bazı kurallar, aslında geçmişteki kötü deneyimlerin tekrar yaşanmaması için yazılmıştır.
Bu yazılanlar bugün de yerinde durmaktadır ama o metni ortaya çıkaran tarihsel hafıza giderek kaybolmaktadır. Tarih unutulunca anayasal güvenceler de gözümüzde önemsizleşmektedir. Böyle olunca da aynı tartışmaları, aynı gerilimleri ve benzer müdahaleleri yeniden yaşamaya başlıyoruz.