Tolga Şirin: Mesele, Erdoğan'ın bir kez daha aday gösterilmesi meselesi

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Cumhur İttifakı’nda yer alan çok sayıda isim, öteden beri Anayasa’nın ilk üç maddesinin değiştirilmesi gerektiğini savunuyor.  Cumhur ittifakının Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) hariç tüm bileşenlerinde bu yönde eğilim var. MHP’de ise bu savlara sessiz kalarak bu söylemin yaygınlaşmasına zımnen destek olanlardan bahsediliyor. Ama anladığımız kadarıyla strateji de şöyle işliyor: Birileri değişmesi gerektiğini söyleyerek suyu bulandırıyor, diğer bazıları ise “ilk üç maddeyle bir meselemiz veya gündemimiz yok” diyerek, bulanık suda balık avlıyor. Ben bu tartışmaların siyasi gündeme bağlı olarak operasyonel biçimde kullanılmasını, hele de Türkiye gibi siyasal ajandanın ifrattan tefrite sürüklendiği bir ülkede kurucu ilkelerin bu şekilde aşınmasını fazlasıyla tehlikeli, aynı zamanda ciddiyetsiz buluyorum.

Madde 1: Cumhuriyet. Cumhuriyet’in değiştirilemez kılınması bize kurucu atalardan bir miras. 1924 Anayasası görüşmelerinde “yaşasın Cumhuriyet!” nidalarıyla kabul edilen bu hükmün değiştirilemez olduğu da 102’nci maddeye açıkça yazılmıştı. Madde 2: Cumhuriyet’in nitelikleri. “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” Madde 3: Bütünlük ve diğer teminatlar. Anayasa’nın üçüncü maddesi beş konuyu düzenler. Bunlar resmî dil (Türkçe), millî marş (İstiklal Marşı), başkent (Ankara) ve tabii ki Türkiye Devleti’nin “ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün” olduğu ilkesi. Bu hükümler büyük ölçüde Osmanlı Devleti’nden veya Cumhuriyet’in kuruluş döneminin değerlerinden dolayı Anayasa’dadır. Bütünlük savunusu tüm anayasalara doğal olarak içkindir. Anayasa’ya saygı ve demokratik ortam bulunmadıkça bu hükümlerle oynamak çok sert iç karışıklıklar yaratır. Uyarmış olalım.

Bu değişiklik tartışmaları özellikle iki bağlamda öne çıktığını görüyoruz. Birincisi laiklik ilkesiyle ilgili. Bu çizgi, söz konusu savı laiklik ilkesinin kaldırılması gerektiğini veya yeniden tanımlanması gerektiğini söyleyerek ortaya koyuyor. Daha havalı olsun istendiğinde “laikliğin özgürlükçü tanımı yapılmalı” gibi çıkışlar baş gösteriyor. İkincisi ise bölünmez bütünlük ve ona eşlik eden hükümlerle ilgili. Bu savlar, “Kürt açılımı” vb. türden manevraların gündeme geldiği dönemeçlerde daha çok duyulmaya başlıyor. Bu gündemler örtülü olarak devam etse de ben mevcut anayasa tartışmasının doğrudan bunlarla bağlantılı yapıldığını düşünmüyorum. Bana kalırsa mesele, Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kez daha aday gösterilmesi meselesi. Zira aşağıdaki tablo Cumhur ittifakının, yeniden adaylık için gerekli olan erken seçim ve/veya anayasa değişikliği nisabını sağlayamadığını gösteriyor. Görünen o ki, temiz nisap için ihtiyaç duyulan 59 DEM Parti milletvekili ikna edilmeye çalışılıyor. Amaç ne olursa olsun bence Türkiye’ye yazık ediliyor.

Tolga Şirin’in yazısı