Berlin, geçmişiyle konuşmayı yüzleşmeyi sürdüren bir hafıza yolculuğunun mekânıdır. Bir yanda Türkiye’den koparılan hayatların izlerini taşırken, diğer yanda yeni kuşakların, yeni politik göçmenlerin siyaset, sanat, bilim ve kültür alanlarında kendilerine yer açtıkları ortak bir yaşam kurar. Belki de bu yüzden Berlin’in hafızası tek bir ulusa ait değildir. Bu kent, farklı coğrafyalardan gelen insanların acılarının, umutlarının ve yeniden başlayabilme cesaretlerinin birbirine karıştığı çok katmanlı, çok kültürlü ve yaşayan bir bellek coğrafyasıdır.
Berlin’in Türkiye ile kurduğu bu uzun tarih, aslında kentin hafızasının temel özelliklerinden birini de gösterir: Berlin, yüzyıllardır insanların yalnızca yaşadığı değil, geldiği, ayrıldığı, iz bıraktığı, sürgün edildiği ve yeniden başladığı bir kenttir.