Ankara bir zamanlar bağlarıyla nefes alırdı. Bugün o bağlardan geriye yalnızca biri kaldı: Papazın Bağı. Gaziosmanpaşa’da beton blokların arasında saklanan bu yeşil vaha üç yıldır kapalı. Oysa Papazın Bağı yalnızca bir çay bahçesi değil; Ankara’nın kaybolan bağlar kültürünü kentin hafızasına mıh gibi sapladığı son bağ, son vicdan, belki de son serinlik.
Gün geçtikçe kıdemli sahiplerini toprağa veren Ankaralıların belleğinde semaver çayı gözlemesi ve cennet mekânları ile yer eden Papazın Bağı, kentin bugün betonla örülü siluetinin ortasında, zamana direnen bir hatıra gibi kapalı kapılar arkasında sessiz ama sitemli.
Onun hikâyesi yalnızca bir bağ hikâyesi değil. Bu bağ Cumhuriyet’in ilanıyla Ankara’nın dönüşümüne, unutuluşlarına, direnişlerine vefasızlığına tanıklık eden bir yaşam öyküsüne benzer. Papazın Bağı şehrin yazları serinlemek, bağ bozumu yapmak ve gündelik hayatı yükünden uzaklaşmak için sığındığı bir zamandan, şimdiki zamanda bize emanet edilen o eşsiz mekân.
İki ay önce sonsuzluğa uğurlanan, birlikte Papazın Bağını korumak için mücadele ettiğimiz Hikmet Kuloğlu’nun emeğinin yetişmiş ağaçlarda büyüdüğü bir cennet.