ARZU UZUNALİ
Çoğumuzun çocukluğuna ait bir hayaldir dünyayı dolaşmak. Çocukluğun henüz kalıplara sığmamış, önyargılarla törpülenmemiş merakı, yaşadığı dünyayı iştahla keşfetme arzusuna dönüşür. Ancak çocuk büyüdükçe dünya büyür, zihinler küçülür, kalıplar sıkıştırır. Hele bir de adresi belli yuvayı döndürmekle yükümlü bir kadınsanız dünyayı keşfetmek tatlı bir çocukluk hayali olarak kalır.
Tansel Büyükbay bu hayali gerçekleştirmiş, dünyadaki tüm ülkeleri gezip görmeyi kendine amaç edinmiş bir kadın. Siz bu söyleşiyi okurken muhtemelen listesindeki son ülkeyi de ziyaret edip Türkiye’nin dünyadaki tüm ülkeleri dolaşmış ilk kadın seyyahı olacak. Bu onu sadece Türkiye için değil dünya için de önemli bir yere koyuyor. Çünkü kendisiyle konuşurken öğrendim ki tarihte bütün ülkelere gitmiş gezgin sayısı tüm dünyada toplam 350-400 kişi kadar ve sadece yüzde 14’ü kadın.
Dolayısıyla Büyükbay’ın hikayesini dinlemek, hayallerimizi çocukluğumuzda bırakmamak adına ilham ve cesaret verici.

Bu keşfetme merakının nereden geldiğiyle başlayalım mı? Dünyayı dolaşmaya nasıl karar verdiniz? Bu bir çocukluk hayali miydi yoksa bir noktada aldığınız bir karar mıydı?
Her şey merakla başladı. İlk defa uçağa bindiğimde havayolu dergisinin uçuş hatlarını gösteren dünya haritası sayfasını okuyup incelediğimi, sonra da koparıp yanıma aldığımı hatırlıyorum. Nerelere uçulabilir, nerelere gidilebilir, dünyanın uzak yerlerinde nereler var hep merak etmiştim. Daha sonra kendime dünya atlası ve küre aldığımı hatırlıyorum. Belki bilinç altımda vardı ama bilinçli bir şekilde düşünüp planlamaya çok sonra başladım.
Yüksek lisans için Amerika’ya gittiğimde ilk defa değişik ülkelerden, kültürlerden öğrencilerle tanışıp yemeklerini yiyip dillerini duyunca merakım daha da arttı. 1999’da kendi imkanlarımla yaptığım ilk gezim, Avrupa’da bir kaç ülkeye tren yolculuğuydu. 2001’de bir okul arkadaşımın daveti üzerine, 17’nci ülkem olarak Venezüela’ya gittim. O noktaya kadar çoğunlukla Avrupa ve Kuzey Amerika’da birkaç yer görmüştüm. Venezüela benim ilk Güney Amerika gezimdi. Amazonların içinde hamakta uyuduğumuz, sabah içine yılan girmiş mi diye hamağın altına bıraktığımız ayakkabılarımızın içini kontrol ettiğimiz, ancak dergilerde gördüğümüz ıssız ve üstünde yaşam olmayan Los Roques isimli adacıklara gittiğimiz bu gezi beni çok etkilemişti. Venezüela, genelde insanların gittiği ilk 10-20 ülke arasında yer almaz. Demek ki somut bir planım yokken bile heyecanla bu fırsatı değerlendirme cesaretini bulmuşum. Çünkü merak vardı, ilgi vardı… 2000’lerin başında Excell’de Birleşmiş Milletler ülkeler listesi yapmış ve bastırmışım, gittiğim yerleri işaretlemeye başlamışım. Hala saklarım. Ondan sonra yavaş yavaş dünyayla ilgili merakım arttı. Orada ne varmış, burada ne varmış diye gezmeye başladım.
2008’de ilk defa Afrika’ya gittim. Güney Afrika, Eswatini, Mozambique’e.
Gittiğim 100’üncü ülke Kuzey Kore’ydi. Standardın dışındaki ilk ülkem diyebiliriz. Kendimi çok gezmiş zannederken, bu gezide tanıştığım birkaç gezgin o zamanlar 150’den fazla ülke görmüştü. Çok şaşırmıştım, nasıl mümkün olabilir böyle bir şey diye… Kendi arkadaş çevremde ‘iyi gezmiş biri’ sayılan ben, dünyadaki diğer gezginlerin yanında biraz çömez hissettim. Zaten Avrupa, Asya, Kuzey, Orta ve Güney Amerika, Karayipler, Ortadoğu gibi daha kolay gidilecek, turistik yerleri ve iş gezilerinde gidilebilecek gelişmiş ülkeleri toplayınca yaklaşık 100 ediyor. Asıl zorlu yerler ikinci yarı.
Ne zaman bir baktım, kendim 120-130 ülkeye gitmişim, tamam dedim, ben bu işi yaparım. Dünyadaki 195 ülkeye gitmeyi kendime hedef yaptım.
Seyyahlık, keşif, maceraya atılmak aslında küçüklüğünden itibaren erkeklere verilen doğal bir hak. Kadın olarak bunu keşfetmek, kendinde hak görmek ve yola koyulmak noktasında mental ya da fiziksel bir direnç yaşadınız mı? Yaşadıysanız bunu nasıl aştınız?
Kendimi hiçbir zaman istediğim ve yapabileceğime inandığım bir konuda eksik görmedim, kadın olmakla ilgili. Daha ilkokulda, zamanında sınavda en yüksek puanları isteyen ve parasız okuyabileceğiniz en iyi lise Kadıköy Anadolu Lisesi’ne girip birçok erkek rakibimi geride bırakmam, sonra üniversitede daha çok erkeklerin seçtiği mühendislik dalını seçmemle devam eden eğitim hayatım ve iş dünyasında da erkeklerin hegemonyasındaki fabrika üretimi, tedarik zinciri, mühendislik gibi konularda çalışıp yükselmeyi başarmamla devam etti. Çevremdeki, özellikle üst düzey yöneticilerin yüzde 80’i erkek olsa da…
Seyyahlığa başlarken de hiç tereddüt etmedim. Belki de eğitim ve çalışma hayatım boyunca erkeklerle rekabete alıştığım içindir. Yani kadın olarak yapamam diye hiç düşünmedim. Nasıl bir yolunu bulur da yaparım, kapalı kapıları nasıl açarım diye düşündüm. Sadece maddi ve zaman açısından çok fedakarlık gerektiren bir şey gezginlik. Benim gibi kendi çalışıp kendi kazanarak ve full time işin yanısıra yapan kişiler için bayağı zorlayıcı.
Aslında kadın olmayı bir engel değil tam tersine birçok konuda avantaj görmeliyiz… İçgüdülerimiz kuvvetli, gereksiz risk -çoğu zaman- almıyoruz, duygusal zekamızı aklımızla bir arada çok iyi kullanabiliyoruz, insanları ve durumları iyi okuyabiliyoruz, meraklıyız, öğrenmeyi ve kendimizi geliştirmeyi seviyoruz, yeniliklere daha açığız, daha sosyaliz, insanlara yardim edip yardım isteyebiliyoruz, çalışkanız, yılmamayı, çoklu ve paralel iş yapabilmeyi, birçok sorumluluğu aynı anda götürmeyi başarabiliyoruz, hem stratejik düşünmede hem detaylı planlamada iyiyiz… Bu bahsettigim birçok yeti kadınlarda daha güçlü. Bu yetiler gezginlik için çok önemli. Bunları gezginliğe taşıdığımız zaman, mutlaka yararını görüyoruz.
Mesela, 21 Mayıs 2021 günü Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki Nyiragongo Volkanı’na tırmandım bir grupla birlikte. 22 Mayıs günü aşağı inişe geçtik. Ben bütün gece düdüklü tencerede bir şeyler kaynıyor gibi sesler duyup biraz da tuhaf bir şeyler oluyor hissine kapılmıştım. Sabah gruptaki arkadaşlarıma sordum, “Bir şey duymadık, rüzgarın sesidir” dediler. O gün Nyiragongo yanardağı patladı! 2002’deki son patlamadan 19 yıl sonra ilk defa… Ben de her dakika dağa tırmanan biri değilim. Tek korkum 3470 metreye çıkmayı başaramamaktı, patlamayı hiç işin içine katmamıştım açıkçası. Aşağı yaklaşmışken, tepede gri toz bulutu, bağrış çağrış başladı. Daha dumanlar yeni görülüp panik yeni başlarken biz şehre vardık. Beraber gittiğim tırmanış arkadaşlarıma “Gidelim buradan hemen, sınırdan Rwanda’ya geçelim” dedim. “Ama uçağımız buradan ve iki gün sonra. Bir şey olmaz” dediler. Ama akşam duyduklarım için de “Rüzgardır o” dediklerinden, ben içgüdümü dinlemeyi tercih ettim. Onları Goma’da bırakıp hemen, herkesten önce yürüyerek, üstümde çamurlu hiking kılıklarım, sırtımda backpack’imle Rwanda sınırına gittim ve yürüyerek Gisenyi’ye geçtim. Gölün karşısından herkes havadaki dumana bakıyor, televizyonlar açık… Bir taksi bulup Kigali Havaalanı’na kendimi attım ve ilk uçağa bilet alıp oradan ayrıldım. Haberler: “Goma şehrinde 1000 ev yandı, yaralılar, ölüler var, havalimanı kapandı lavlardan, 8 bini kişi Goma’dan Gisenyi, Rwanda’ya göç etti, sınır kapandı.” Arkadaşlarım günlerce orada mahsur kaldı. Onlar bir hafta çıkmaya uğraşırken ben Kigali’den uçup eve varmıştım bile.
Yaşasın içgüdü, hızlı düşünme ve hızlı hareket etme kabiliyeti!

Bu hayali hayata geçirmek istediğiniz noktada çevrenizden aldığınız tepkiler nasıldı? Destek gördünüz mü ya da endişeyle mi yaklaşıldı size?
Hayalimi hayata geçirmek istediğimi bir süre kendime ve çevreme açıkça söylemedim. Henüz bilinçli karar vermiş olmadığımdan, belki de ilk yıllarda mümkün olabileceğini düşünmediğimden. Ne zaman ki yapma isteğim arttı ve yapabileceğime inandım, o zaman çevreme söylemeye ve gezi hikayelerimi arkadaşlarımla paylaşmaya başladım. Genelde destek gördüm. Özellikle arkadaş çevremden. Tabii bu 25 yıllık bir gezi süresi olduğundan sanırım yavaş yavaş alıştılar benim tatillerde tuhaf ve alışılmamış yerlere gitmeme.
Tabii ki endişe eden de çıktı aileden, iş çevremden, yaşı daha ileri olanlardan “Ne işin var? Oralar tehlikeli, aman başına bir şey gelir. Ne gerek var” gibi yorumları da çok duydum. Ama bunları duyacağımı önceden bildiğim için, açıkçası bu tip yorumların yolculuğumu etkilemesine izin vermedim. Yavaş yavaş, sanırım 2015 ile 2018 arası daha alışılmamış yerlere gitmeye başladım ve diğer gezginlerle yollarda tanışmaya başladım. “Aa benim gibi bir sürü insan varmış” dedim. Kendi cinsimi bulmanın heyecanıyla gezilerimi arttırdım, bilgiye ve desteğe de ulaştım. Girdiğim uluslararası gezginler topluluklarındaki bilgi alışverişi sayesinde 2018’den bu yana, çoğu da en zorlu 80 ülkeye daha gittim. En büyük desteği gezginler topluluklarından ve yakın arkadaşlarımdan gördüm diyebilirim. Beni yakından tanıyanlar hep “Sen bu işi yaparsın” dedi.
Dünyanın hiçbir yerinin kadınlar için hala çok güvenli olduğunu söylemek mümkün değil maalesef. Siz bir kadın seyyah olarak zorluk yaşıyor musunuz? Ya da önyargılarla karşılaşıyor musunuz?
Bütün ülkelere gitmiş gezgin sayısı tüm tarihte, dünyada toplam 360-400 kişi kadar. Bunun sadece yüzde 14’ü kadın! İlginç bir istatistik daha: Son yıllarda tüm gezenlerin ise yüzde 64’ü kadın. Yani kadınlar aslında son yıllarda daha çok geziyor ama daha turizmin yaygın olduğu, güvenli yerlerde geziyor. 195 ülkenin yaklaşık yarısı gitmesi zor ve güvenli olmayan yerler. İşte fark burda ortaya çıkıyor. Bu ülkelere gidenlerin çoğu erkek, bu amacı edinen gezgin kadın çok daha az.
Tabii ki zorluklar yaşadım bir kadın olarak daha riskli çoğu ülkede. Özellikle tek başına gezmek… Yalnız bir kadın olarak en zorlu ülkeler Afrika, bir de Hindistan’ı katabiliriz listeye. Ortadoğu, genel inanışın tersine, gayet güvenli ve gezmesi kolay. Yollarda önyargılarla da karşılaştım, “Yalnız mi geziyorsunuz? Niye burdasınız, iş için mi” gibi sorularla da çok karşılaştım. Bazı yerlede sanki iş için gitmişim gibi, bazı yerlerde sanki tanıdığım, grubum varmış gibi davranmak yardım etti güvenlik açısından.
Kadın olarak tek başına gidilmesi yasak ülkeler vardı mesela. Suudi Arabistan sadece hac, umre ve iş vizesi veriyordu eskiden ve kadınların yanında erkek refakatçi gerekiyordu. Aralık 2018’de ilk defa, bir araba yarışına bilet alan herkese turist vizesi vereceği haberi çıkınca ben hemen yarışa bir bilet alıp turist vizesi ile ilk giden kadınlardan biri oldum. Hem de çoğu büyük şehirde abaya giymeden ve tek kadın gezgin olarak.
Zorlukların yanısıra, ilginç bir şekilde kadın gezgin olmak bazı durumlarda daha avantajlı da oldu. Mesela erkek gezginlerden birçok yerde, sınır geçişlerinde, pasaport kontrollerinde veya anayollardaki kontrol noktalarında, rüşvet isteyen ülkelerde – özellikle Orta ve Batı Afrika ülkelerinde sıkça olan bir şey – kadın olduğum için belki de böyle bir taleple çok fazla karşılaşmadım. Kontrol ve arama noktalarında daha kolaylık gördüm, çantamı taşımama yardımcı olanlar, arabayla yolda beni alıp oraya buraya götüren aileler oldu. Tek kadına yolda yardım eden aileler mesela daha çok çıkıyor, tek erkek yolcuya göre. Zor durumlarda hep kadın ve çocuklu ailelerden yardım istedim. Gezgin kadın için her ülkede geçerli kural: Riskli yerlerde, kadınların çocukların olduğu yerde olun. Konumunuzu aile veya arkadaşlarınıza yollayın.
Afganistan’a Amerikan askerinin bölgeyi tam terk ettiği ve Taliban’ın kontrolü almaya başladığı Temmuz 2021’de gittim. O zamana kadar sıra gelmemişti ve o an ‘Ya şimdi ya da belki hiçbir zaman mümkün olmayacak’ diye düşünüp hemen uçağa atladım ve dönüşte oradan kalkan son uçaklardan biriyle geri döndüm. Tabii ki risk vardı bu gezide ama iyi planlama, güvenilir rehber ve koşulları ayarlayarak mümkün oldu. Biraz da direnç ve cesaret gerekiyor tabii ki. Sonuç olarak, güvenlik açısından tedirgin olduğum yerler de oldu ama yardım gördüğüm durumlar da çok oldu.

Bu deneyimi aktarmak kadınlara da ilham olmak açısından çok önemli. Siz deneyiminizi diğer kadınlara nasıl aktarıyorsunuz?
Önceden bahsettiğim gibi dünyayı tamamlamış gezginlerin sadece küçük bir kısmı kadın, yüzde 14’ü. Türkiye tarihinde ise hiç yok. Sadece ikisi hayatta üç erkek var, kaynaklara istinaden.
Gezgin olan veya olmak isteyen kadınlara ise birkaç mesajım var:
İlk mesajım: Varlıklı bir geçmişten gelmek gerekmiyor.
Bu konuda alınan ilk tepki genelde “Paran varsa gezersin tabii” oluyor. Bu algının tersine kimse bana “Al Tansel şu kadar para, çık dünyayı gez” demedi. Her türlü imkanı kendim yaratmayı ve var olan şartlarla idare etmeyi öğrendim çok eskiden beri. Orta halli bir ortamda yetiştim. Kadıköy Anadolu Lisesi, ODTÜ gibi devlet okullarında, ama zamanın en iyi devlet okullarında okudum. Sonra Amerika’da bursla ve çalışarak yüksek lisansımı yaptım. Aileden varlıklı olmak gerekmiyor, sponsor bulmak da gerekmiyor. Kendi çalışarak belli imkanı yaratabilen herkesin yapabileceği bir şey gezmek. Kapıları kendiniz açmayı öğrenmelisiniz. ‘Ben yaparım’ bakış açısını hayatın her alanına taşıdığımız zaman, hayallerimizi gerçekleştirmek mümkün oluyor. Yavaş yavaş ama emin adamlarla ilerleyerek… Eğer hayaliniz dünyayı görmekse hiç durmayın, mutlaka bir yolu bulunuyor.
İkinci mesajım: Hayat tarzınızı değiştirmeye hazır olun.
Gezginlik aslında bir hayat tarzı değişikliği. Çok yere gidince daha makul ve basit yerlerde veya bazı yerlerde çadırlarda, hostellerde, konuk evlerinde kalabilmeyi, ne bulursan yemeyi öğreniyorsun. Her gidilen ülkede iyi yerde kalabilecek maddi imkanınız olmayabiliyor bu kadar çok gezince veya her ülkede isteseniz de düzgün kalınacak yer de bulunmuyor.
Mali’de elektriği suyu olmayan, yıllardır kullanılmadığından her yeri örümcekli böcekli odada kaldım. Restoranı bile olmadığından, otelde bir çalışan kendi evine gidip annesine pilav yaptırıp getirmişti tabakta. Bir doğa yürüyüşünde çadırları unuttuğumuzdan taşların üstünde uyumak zorunda kaldım. Yağmurun altında hem de üstüme bir panço örtüp… Güney Sudan’da, Nijer’de elektrik, su olmayan ortamlarda, kabilelerin yanında birkaç gün çadırlarda kaldım. Düzgün temiz yemek bulamadığım yerlerde günlerce sadece muz ve kraker yiyerek idare ettim. Bunları da yapabilmek gerekiyor dünya gezgini olunca.
Üçüncü mesajım: Donanımlı olun.
Okulda İngilizce öğrendikten sonra kendi kendime başka diller de öğrendim. Gittiğim yerlerin tarihini, politik durumunu, coğrafyasını, iklimini öğrenecek yazılar okudum. Gezi hazırlıkları ve tedbir açısından ve gittiğim yerleri daha iyi anlamak, tecrübemi zengin kılmak için. Ayrıca gittiğim yerlerde dağa tırmanırım, dalgıçlık yaparım, denizin altını da görürüm, gölünde nehrinde kürek çekerim, yapılacak neyi varsa güzel yapabileyim diye düzenli spora da başladım yıllar önce. Ne kadar donanımlı olursanız, o kadar amacınıza sağlam ilerlersiniz ve yolculuktan aldığınız keyif artar.
Ve son mesajım: “Kadın halinle ne işin var?” gibi yorum yapacak birileri her zaman çıkar. Dinlemeyin. Etrafınızı sizi amaçlarınızda destekleyecek kişilerle çevirin.
Bu maceraya atılmak bir kadın olarak sizde ne gibi bir değişime dönüşüme kapı açtı? Kendinizle ya da dünyayla ilgili sizi en çok heyecanlandıran keşfiniz ne oldu?
Turist olarak gezince çok farklı bir dünya görüyor insan. The Truman Show filmindeki gibi sadece resortlarda kalanlardan, turizmin geliştiği yerleri, gelişmiş ülkeleri gezenlerden, konforlu seyahatlerinde doğal güzellikler ve gelişmiş altyapılar, düzgün oteller görenlerden çok farklı bir deneyim yaşadım. Maldivler ve Fiji buna çok iyi bir örnek. Sadece seyahat dergillerindeki yerleri görüp resortlarda kalıp gelebilirsiniz veya gerçek hayatı görebilirsiniz, yerel halkın yaşadığı yerlere gidip. Gerçek hayatın içine girdiğinizde, karşınıza dergilerdeki beyaz kum mavi deniz, kumsalda kokteylden bambaşka görüntüler çıkıyor.
Tabii çok fazla güzellikler de gördüm. Daha önce adını bile duymadığım cennetler keşfettim: Micronesia, Sao Tome Principe, Tuvalu gibi… Ama aynı zamanda dünyadaki fakirliği, açlığı, sefaleti, çevre kirliliğini, okyanuslarda ve plajlarda ormanlarda biriken çöpleri de gördüm. Nijerya, Güney Sudan, Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti, Liberya gibi yerlerde insanların ne korkunç şartlarda yaşadığını gördüm. Papua Yeni Gine’de bir grup çocuğun “Açız” diye bağırdığına ve çaresizlikle ellerinde sopalarla gelen turistlere saldırdığına şahit oldum ve maruz kaldım.
Hem kızıp hem üzüldüğüm sahneler gördüm. Bu sahnelerden etkilenmemek, olanlara kayıtsız kalmak mümkün değil. İnsan ve kadın eşitsizliğine şahit oldum.
Afganistan’da, Yemen’de, Suudi Arabistan’da Mekke’de mecburen giydiğim çarşafın altında, İran’da mecburen taktığım başörtüsünün altında hem bedeni hem manevi sıkıntı içinde, bir an evvel bitsin diye bir yandan gün sayıp bir yandan orda doğup büyümüş kadınların nasıl bir hayat yaşadığını tahayyül etmeye çalışıp bir yandan da merakla ülkeyi keşfetmeyi, doğal güzelliklerden de haz almayı deneyimledim; bu duyguları aynı anda yaşamanın çelişkisini hissettim ve dünya için, açlık ve fakirliğe karşı, çevre için, kadın hakları için bir şeyler yapma isteğim arttı.
Bir sürü gönüllü projeye katıldım. Bangladeş’te çocuklara besleyici ürün yapmak, Nepal’de sığınaktaki genç kızlara eğitim vermek gibi projelere katıldım gezilerim sırasında.
Yani yolculuk sadece kilometre olarak mesafe kaydetmek değil, insan olarak da değişmekmiş. 25 yıl önce başladığımdan çok farklı bir yerdeyim, dünyayı algılamak açısından. En heyecanlı keşfim; aynı anda, dünyanın her yerinde çok farklı şeyler, çok farklı hayatlar yaşanıyor. Kısa süre için bile olsa bu başka gerçeklerin bir parçası ve gözlemleyicisi olabilirsek dünyayla ilgili algımız ve katkımız çok başka olabilir.
Bugün yola çıkmak isteyen ama bir adım atmakta zorluk çeken bir kadına tavsiyeniz ne olur?
Dünyayı gezmek de bir dağa tırmanmak, okuma yazma veya koşmayı öğrenmek gibi. Önce bir adım, küçük bir adım, sonra bir adım daha. Önce bir harfi tanıyıp sonra bir hece sonra bir kelime sonra bir sayfa sonra bir kitap sonra bir kütüphane dolusu kitap okumak gibi…
Yani, başlayın, önce küçük bir adımla. En çok nereyi merak ediyorsunuz veya en kolay nereye gidebilirsiniz? Nerede eş dost tanıdık var, ziyaret edebileceğiniz? Benim okul yıllarında kalkıp arkadaş davetiyle Venezüela’ya gitmem gibi. İyi ki de zamanında gitmişim dedim, sonradan çok zorlaştı Venezüela’ya gitmek çünkü.
Şu anda internet, globalleşme, yolların köprülerin yapımıyla çok daha mümkün uzak köşelere gidebilmek. Her yeri görüp bitirmek de gerekmiyor ama ne görseniz yanınıza kar. Her gördüğünüz yeni ülke ufkunuzu genişletecektir. Ben her yeni gittiğim ülkeye midemde kelebekler hissederek giriş yaptım, yeni bir hediye paketini açar gibi meraklı gözlerle, içinden ne çıkacak diye. Ve kısa bir süre için de olsa bambaşka bir gerçeğin parçası olmak o kadar heyecanlı, o kadar insanı minnettar eden, o kadar besleyici bir deneyim ki dünyada eşi yok. Obje almaktansa gidin görün, her gördüğünüz dağ, deniz, şehir, değişik insan, değişik dil, değişik yemek sizi bambaşka biri yapacak. Eşi benzeri olmayan bir eğitim!
Kimisi rutinde bir hayatı zor yaşıyor, ben bin ayrı hayat yaşadım diyebilirim!