‘Cereyanlar’ adlı kitabı hedef gösterilen akademisyen ve yazar Tanıl Bora “Hiç kuşku yok, sosyal medya öğrenme korkusunu çoğaltıyor, teşvik ediyor” dedi.

Bora, 2017’de İletişim Yayınları’ndan yayınlanan kitabında Türkiye’nin geç Osmanlı döneminden AKP iktidarına kadar siyasi hayatındaki bütün akımları ele alıyordu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel şubatta Halk TV YouTube kanalında katıldığı programda Tanıl Bora’nın ‘Cereyanlar’ kitabının ‘başucu kitabı’ olduğunu söylemişti.
Ardından tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Ekrem İmamoğlu da hapiste okuduğu kitaplar arasında ‘Cereyanlar’ı saymıştı.
Kitaba dair iki siyasinin beyanının ardından sosyal medyada hem yayınevine hem de kitabın içeriğine dair suçlayıcı bazı paylaşımlar yapıldı, köşe yazıları yazıldı. Suçlamalar yayınevinin ‘proje’ diye nitelendirilmesinden kitabın ‘Atatürk karşıtı’ diye özetlenmesine kadar uzandı.
Bunun üzerine İletişim Yayınları şu açıklamayı yayınladı:
“Kitabı etraflı biçimde okumadıkları anlaşılan ve kitapta yer alan cümleleri tahrif ederek ya da yer almayan cümleleri varmış gibi göstererek ısrarla paylaşanların niyetlerini kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.”
Bora kitaba dair bugün (4 Mart) Birikim dergisinde bir yazı yayınladı. Yazar ‘öğrenme korkusu’nu Murathan Mungan’ın şöyle tanımladığını aktardı:
“İnsanımız diye nitelendireceğim bu genel özne, bilmek, öğrenmek, hatta çoğu zaman gerçekleri bile anlamak ya da öğrenmek istemez. Duyduğu, işittiği kadarı yeter ona.
‘Fazla bilmek iyi değildir’ der. ‘Fazla düşünmek iyi değildir’ der. Öğrenmekten, adeta ölüm gerçeğiyle yüzleşecekmişçesine korkar. Onun, idare edebileceği kadar kanaatlere, üstünkörü fikirlere, kalabalıklarla arasında genel uyumu bozmayacak beylik sözlere ihtiyacı vardır.”
‘Sosyal medya öğrenme korkusunu çoğaltıyor’
Ardından konuyu kitabının hedef gösterilmesine getirdi:
* Hiç kuşku yok, sosyal medya öğrenme korkusunu çoğaltıyor, teşvik ediyor. Hiç kuşku yok, yankı odaları, ‘kutuplaşma,’ öğrenme korkusunu çoğaltıyor, teşvik ediyor. Az evvel konuştuğumuz bütün arazları çoğaltıyorlar zira.
* Akademisyenler, -onların kitap okuyanları-, nicedir, öğrencilerinin ‘kitaptan korktuğunu’ anlatıyorlar. Videosunu, link’ini, hiç olmazsa kısa versiyonunu istiyorlar, “Hocam, sahiden bu kitabı okumamız mı gerek?” diye yalvaran gözlerle bakıyorlarmış. Bu kitap korkusu, öğrenme korkusunun dijital medya çağındaki yeni tecellisi sayılabilir.
‘Bir kitabın zararlı ideolojisiyle zihni esir alabileceği korkusu, öğrenme korkusunun en yalın hali değil mi?’
* Özgür Özel’in, Ekrem İmamoğlu’nun Cereyanlar’ı okuduğu bilgisinin yol açtığı ahlâkî panik ise, eski usul kitap korkusunun bir tecellisi. “Bir kitap okudum hayatım değişti” lâfının gözü kör olmasın! Bir kitabı okumakla, mikrop kapar gibi zehirli fikirlere kapılınabileceği korkusu; bir kitabın zararlı ideolojisiyle zihni esir alabileceği korkusu, öğrenme korkusunun en yalın, en cisimleşmiş hali değil mi?
* Okuyanın, kitapla temas edenin, öğrenme gayretine girenin, kendi aklına mukayyet olamayacağı, okuduğunu ayrıştıramayacağı, elekten geçiremeyeceği kabulü de saklanıyor bu korkunun arkasında.
* Bu ülkede egemen ideoloji, Soğuk Savaş anti-komünizminin güdümüyle onyıllar boyunca ‘zararlı cereyanlar’la, ‘tehlikeli cereyanlar’la, ‘dış cereyanlar’la temas korkusunu yaydı. Bunların, tıpkı bizi üşütüp hasta edecek hava cereyanları gibi (cereyan çarpmasından korumak ‘adına’ çocukları açık havadan mahrum eden evhamlı ebeveynler gibi), toplumu bozacağını, saptıracağını işledi. Bizzat cereyan kelimesi, dillere bu öğrenme korkusunun alâmeti gibi yerleşti. Cereyanlar’ın adının bir imâsı da budur: o korkuyu mesele etmek, sorgulamaktır. Öğrenme korkusunu aşma gayretidir.
Yazının tamamına şu linkten ulaşabilirsiniz.