Üstelik, neşemizi çalabiliyorlar.
“Neşemizi çaldılar” lâfı da yıllardır dolaşımda nitekim. Yaşam sevincinin yitimine yol açmak anlamında kullanılıyor. Veya daha basit, -konser yasaklarıyla vs.-, eğlenme arzusunun, eğlenebilme kabiliyetinin tahribi anlamında.
Gerçi neşe; para gibi, kamu kaynağı gibi çalınamıyor. Çalanın çalıp da kendi yararlanacağı türden bir şey değil. Neşenin üzerine çullanan, onu silen, söndüren ‘kapatan’; bundan hınç, haset, gayz devşirebilir, en fazla başkasının üzüntüsünden alınan kirli neşeye erebilir, fakat gerçek bir neşe ‘edinemez’.
Yine de, evet, neşeyi pekâlâ çalabiliyorlar. Bizzat Deniz Göktaş’n tutuklanmasını “Neşemizi çaldılar,” diyerek karşılayanlar oldu ve gerçekten, neşe söndüren bir zulümdü bu. Geçen haftanın başında, hakkında verilen tahliye kararıyla aynı saatler içinde yeniden tutuklanması, iyice öyleydi. Tekrar-tekrar tutuklama gerekçelerinden biri, “suç sayılan fiil övmek”.
Neşenin kendisi, suç sayılan fiile dönüşmüş değil mi, zaten.