Avrupa’dan Türkiye için, öncelikle ekonomi için kötü sinyaller geliyor. Dünyada ekonomik havzalar yeniden şekillenirken Türkiye’nin dünyadaki yerinin ne olacağı gibi hayati derecede önemli bir jeopolitik meselesidir bu.
Türk ekonomisinin Avrupa ekonomisiyle entegrasyon grafiği kısa süreli bakıldığında fark edilmeyecek şekilde, fakat uzun vadeli bakıldığında kaygı verici tarzda iniş gösteriyor.
Kötü haberler dizisinin sonuncusu, 16 Ekim’de Fransa ile Almanya’nın Avrupa ekonomisini tanımlamada uzlaşmalarıdır. “Made in Eurupe” diye formüle edilen yeni stratejinin özü, “Ar-Ge, tasarım, mühendislik ve üretimi Avrupa’da gerçekleştiren şirketleri desteklemek”tir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan yıllardır “kriterler” sözünü ağzına almıyor, “Avrupa Türkiye’ye stratejik baksın” diyor. Askeri güç elbette çok önemli ama yetmiyor…
Türkiye son on yıldaki bu tür politikalarla Avrupa’daki dostlarını kaybetti. Bu arada Avrupa aşırı sağı her adım adım güçlendi. Yunan-Rum blokajı da belli. Bu gerçeklere rağmen…
Değerli diplomat Ülgen’in belirttiği hayati derecede önemli tablo karşısında Türkiye elbette “stratejik” bakımdan çok önemli bir güç. Fakat bunu, ilk on yılda başbakan Erdoğan’ın ağzından düşmeyen “Kopenhag Kriterleri” ile takviye etmek zorunda: Kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, AİHM ve AYM kararlarının uygulanması, muhalefet üzerindeki ağır baskıya son verilmesi…
Bu meselenin artık “iç politika” meselesi olmaktan çıktığı, önümüzdeki on yıllar bakımından “beka” meselesi haline geldiği apaçık ortada.
Türkiye hiç olmazsa ekonomik entegrasyon dışında kalmamalı, Üçüncü Dünya’ya daha fazla sürüklenmemeli.
İktidar bunu yapar mı? Umutlu değilim ama tarihe not düşmek için yazıyorum.