Ayasofya’nın içerisinde ağır tonajlı kamyonları gördüğümüz o fotoğraf, bu ülkenin yalnızca restorasyon pratiğinin değil, tarih bilincinin, kültürel görgüsünün, medeniyet iddiasının ve kamusal şeffaflık anlayışının ne denli örselendiğini bütün çıplaklığıyla gösteren eşsiz bir belge oldu.
Bakanlığın bu görüntüyü tonaj hesabıyla, zemin katmanlarıyla, ‘buhar geçişine izin veren örtü’ listeleriyle meşrulaştırma çabası, teknik açıklamaların arkasına sığınan bir kültürel körlüğün dışavurumundan başka bir şey değildi.
Ayasofya’nın bugün hâlâ ayakta durmasının temel nedeni kubbenin altında dolaşan o görünmez gerilim çizgileridir ve bu çizgiler Mimar Sinan’ın Ayasofya’yı bir organizma gibi okuyabilen mühendislik sezgisinin ürünüdür.
İşte ağır bir kamyonun tek bir dönüşü dahi Sinan’ın 16’ncı yüzyılda ölçtüğü ve hesapladığı bu hassas gerilim ağını yerinden oynatabilecek riskler taşır. Taşır çünkü Sinan’ın dengelediği gerilim çizgileri statik değildir. Zamanla yorulan, depremle genişleyen, nemle hareket eden, harcın yıpranmasıyla esneyen canlı bir sistemdir ve bu sistemin bir bölgesine binen aşırı dinamik yük, diğer ucunda hiç beklenmeyen bir mikro kırığı büyütebilir.
Dünya anıtlarının restorasyon pratiklerine bakmak bile Ayasofya’daki manzaranın vahametini ortaya koymaya yeter.
Hiçbir matematik, hiçbir istatiksel denklem, hiçbir teknik rapor Ayasofya’nın hariminde sanayi ışıklarıyla parlayan bir kamyonun görüntüsünü meşru kılamaz.