Modern çağda şiddet, kaba bir zorbalık olarak işlemez. İdari bir dil kurar; oranlarla, raporlarla konuşur, kararlarını zarif bir kaçınılmazlık perdesiyle örter.
Bugün yaşlıların terminal köşelerine, geçici odalara ve uzun bekleyişlere sıkışması da benzer bir sessizlik içinde gerçekleşiyor. Kimse açıkça “Size yer yok” demiyor. Bunun yerine bütçeden, piyasa koşullarından ve zorunluluklardan söz ediliyor. Kimse emeklileri, işsizleri ya da evsizleri gözden çıkardığını ilan etmiyor. Fakat bırakılan mekânlar, ertelenen hayatlar ve normalleştirilen bekleyişler aynı sonucu üretiyor. Bu insanlar yük olarak adlandırılmıyorsa da hayat onlara yük muamelesi yapıyor.
Bu tablo kendiliğinden ortaya çıkmadı, bilerek kuruldu. Maaşlar yıllarca düşük tutuldu, kiralar serbest piyasanın eline bırakıldı. Konut, yaşamak için değil kazanmak için alınıp satıldı. Sosyal politika düzenli bir güvence kurmadı. Yardım edildi fakat hayat kurtarılmadı.
Sonuç çok basit. Emekliye verilen para yetmiyor. Aynı maaşla hem barınması hem yaşaması mümkün değil. Ya kirasını ödüyor ya mutfağından kısıyor. Ya ilacını alıyor ya ısınmıyor. İktidar bu tercihi açıkça söylemiyor fakat fiilen dayatıyor. Ortada bir yanlış hesap falan da yok. Tercih var ve bu tercihin bedelini emekliler ödüyor.
Yoksulluğun sıradanlaştırıldığı, sorumluluğun dağıtıldığı ve bedelin belirli bir kesimin hayatına yazıldığı bu dönemde bu insanlar için ayrılmış ayrıca bir insaf inşallah vardır ve biz hemen kendisiyle tanışma şerefine nail oluruz.