Stilist Tuğba Kuzdere: Kadınlar markalarla aslında diğer kadınlara şov yapıyor

ECE KARAAĞAÇ

ece.karaagac89@gmail.com

@ecekaraagac_

Tuğba Kuzdere Yorgancıoğlu bir stilist, tasarımcı ve kendi markasını yürüten başarılı bir iş kadını.

Ama biz onunla bunların yanı sıra stil sahibi olmak üzerine sırlarını kurguyla harmanladığı ilk romanı ‘Sen Sus! Stilin Konuşsun!’ hakkında konuşmak üzere bir araya geldik ve vücut tiplerinden ideal beden algısına, kişiye özel bir stilin sırlarından en çok yapılan stil hatalarına dek pek çok konuda konuştuk.

Bugüne dek tekstil sektöründe, moda merkezli bir kariyeriniz olmuş. Okurlarımızdan muhakkak sizinle ilk kez karşılaşanlar vardır. Bize biraz kendinizden bahseden misiniz?

Bilkent’te İletişim ve Tasarım bölümünde okudum. Sonra İtalya’da moda pazarlama yönetimi yüksek lisansı yapmaya gittim. İtalya’da beş sene kadar modanın farklı departmanlarında çalıştım. Türkiye’ye döndükten sonra önce bir mağazacılık girişimimiz oldu, Türk tasarımcılarının ilk konsept mağazası fikriyle yola çıktık. Daha sonra bir moda ajansı kurdum. 2014’te de Tukutukum’u kurdum. Bunun yanı sıra da stilist olarak hayatıma devam ediyorum.

Tuğba Kuzdere Yorgancıoğlu, Sen Sus! Stilin Konuşsun!, DEX, 200 sayfa.

Kitabınızı ilk gördüğümde kurgu dışı bir kitap, stil oluşturmak konusunda bir tür rehber kitap olduğunu düşünmüştüm. Fakat bir romanla karşılaştım. Roman yazmaya nasıl karar verdiniz?

Aslında çocukluğumdan beri yazmayı çok seviyorum. Her zaman küçük derlemelerim, yazılarım oldu. Yazılarım çeşitli bloglarda yayınlandı. Kitap yazmak hep hayalimdi. Ama bilgilerimi ne bir rehber olarak paylaşmak istiyordum ne de sadece kurgu yazmak istiyordum. Bu kitabı farklı kılan şey bir romanın içinde size bir stil rehberi sunuyor olmam.

Kitabın baş karakteri Alara ile birçok ortak noktanız var. Bu beni ister istemez şunu düşünmeye sevk ediyor; Alara siz misiniz?

Zaten kapak tasarımına baktığınızda da kapaktakinin ben olduğumu fark edeceksiniz. Kapaktaki Alara, yani benim. Kendi hayatımdan yola çıkarak yazdım ama tabii ki kurgu olan tarafları da var. Kendi hayatımdan izlenimlerim de var.

Kitabınızda insanın kendi bedenin tanıması, kendi stilini oluşturması konusunda da birçok ipucu mevcut. Siz bir stilist gözüyle Türkiye’de kadınların vücutlarına uygun giyindiğini, bir stil sahibi olduğunu düşünüyor musunuz?

Aslında bence başarılıyız, kesinlikle başarısızız diyemem. Fakat maalesef modanın çok kölesi oluyoruz. Bir Fransız kadınının ya da bir İtalyan kadınının bir stili vardır. Ama Türk kadınının bir stili vardır diyebilir miyiz, bilmiyorum. Biz kendi stilimizi korumak yerine hızlı tüketimin öyle kölesi olduk ki markalar tarafından bize ne veriliyorsa yakışıp yakışmadığına, bedenimize uyup uymadığına bakmaksızın kullanıyor ve alaca bulaca bir stil yaratmaya çalışıyoruz. Bu da insanın kendi stilinden çıkıp moda kurbanı olması sonucunu yaratıyor.

Örnek vereyim: Son dönemlerde yüksek bel çok moda oldu ama yüksek bel her kadına da yakışmıyor. Yüksek beli kaldırabilmeniz için uzun bacaklara sahip olmanız gerekiyor. Eğer uzun bacaklarınız yoksa sizi daha da kısa gösteriyor.

Belli başlı vücut tiplerinden bahsetmemiz mümkün; kum saati, elma, armut tipi vücutlar gibi. Peki Türkiye’de kadınların geneli ne tür bir vücuda sahip? Türkiye’deki markaların tasarımları buralı kadınlara uyuyor mu sizce?

Biz elbette İskandinav kadınları kadar uzun boylu değiliz. Biraz daha göğüslü, biraz daha kalçalı, belki biraz daha göbekliyiz ortalamaya göre. Tasarımcılar buna ne derece uyuyor, emin değilim. Çünkü neredeyse sıfır bedene yaklaşan defileler görüyoruz. Ama sıfır beden olarak sunulan kıyafetler mağazada elbette sadece sıfır beden olmuyor, serilenmiş oluyor.

Bazen de defilelerde sunulan ürünler yalnızca şov amaçlı oluyor ve seri üretime geçmiyor. Türkiye’deki markalara gelecek olursak, bu markalar bu tür farklılıkları gözetmeksizin piyasaya girmezler diyebilirim. Çünkü dünyanın her yerinde beden yapıları çok farklı. Bir Alman erkeği için ürettiğiniz bir pantolonu bir Japon erkeğinin giyebilme ihtimali yok. Dolayısıyla enternasyonel markalar buna çok dikkat ediyor. Yerli markaların birçoğu da dikkat ediyor. Ama maalesef birçok mağazaya girdiğinizde 34-36-38-40 beden kıyafetlerden başkasını göremiyorsunuz. Oysa 42-44-46 beden giyen bir sürü insan da var. Ben bunun biraz çeşitlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Mağazalarda 40 bedenin üzerinde beden bulunamaması durumu insanda iyi giyinmek isteyen bir kadının zayıf ya da fit olması gerektiği algısı yaratıyor. 38 beden birçok kadın için de duygusal bir sınır esasında, bunun üzerine çıktıklarında kendilerini kötü hissetmeye başlıyorlar. Stil sadece zayıf ya da fit kadınların sahip olabileceği bir şey midir?

Hayır, kesinlikle öyle değil. Bu dediğiniz maalesef çok gerçek ve bize dayatılan güzellik kavramıyla ilgili. Bu sadece Türkiye’de değil, dünyada da böyle. Ünlüler, şarkıcılar, filmler… Her yerden bize tek bir kadın tipi dayatılıyor. Bundan on yıl önce herkes büyük kalçalarını kapatmaya, gizlemeye çalışırken bugün Kim Kardashian’ın ortaya çıkışıyla herkes kalça sahibi olmaya çalışır oldu. Dolayısıyla bize neyi verirlerse onu alıyoruz.

Stil sahibi olmak için illa ki 36 beden ve 1.75 boyunda olmanıza gerek yok. Yaşla da bir alakası yok. Seksen yaşında inanılmaz bir stil sahibi kadınlar da var.

İnsanların sizin stil anlayışınız kafalarında canlandırabilmeleri adına soruyorum; iyi giyindiğini düşündüğünüz ve örnek gösterebileceğiniz isimler var mı?

Ben çocukken Nükhet Duru’ya hayrandım. Kendine has bir tarzı olduğunu düşünüyordum. Saçlarıyla, makyajıyla… Ayşegül Aldinç’in ve Zerrin Tekindor’un stilini de çok beğeniyorum. Dünya ölçeğinde de Katy Perry’yi beğeniyorum mesela. Bu saydığım isimlere hiç benzememekle beraber onun da kendine has bir tarzı oyduğunu düşünüyorum. Julia Roberts’ın sade ve yıllardır değişmeyen tarzını da çok seviyorum.

Dönem dönem bir şeyler moda haline geliyor ve özellikle hazır giyim firmaları da birbirine çok benzer tasarımları ardı ardına piyasaya sürüyor. Bu yüzden sokaklarda hepsi birbirine benzer şeyler giymiş insanlar görüyoruz sık sık. Bu düzen içinde belli bir bütçe dahilinde iyi giyinmeye çalışanlara ne tavsiye edersiniz?

Aslında sadece orta gelir grubu değil, üst gelir grubu insanlar da o an için moda olan neyse onu uygulamaya çalışıyor.

Bir örnek vereyim; sadece kıyafetlerle değil, kadınların suratlarına baktığınızda da herkesin suratının birbirinin aynı olduğunu görüyorsunuz. Makyajla ya da estetik uygulamalarla insanı farklı kılan özelliklerini tektip hale getiriyorlar. Bence bu büyük bir kayıp. Ne yapabilirler? Öncelikle biraz cesur olmaları gerekiyor.

Diyelim dar bir kot aldılar ve bu kotu herkesin kısa üstlerle giydiğini gördüler. Onlar bu kotu üzerine bir elbise giyerek ya da beline farklı bir fular bağlayarak kullanmayı deneyebilirler. Ya da altına farklı bir ayakkabı giymeyi deneyebilirler. Zaten azıcık fark yarattığınızda yakın çevreniz “Aa, ben bunu hiç böyle düşünmemiştim, ne kadar hoş olmuş,” demeye başlıyor. Bir de aksesuarlar… Aksesuarlarla fark yaratmak çok daha kolay. Farklı aksesuarlarla, farklı çantalarla ya da fularlarla fark yaratabilirler.

Peki Türkiye’de kadınların giyinirken sıklıkla yaptıkları hatalar var mı sizce?

Benim gözlemlediğim marka eğilimi, özellik de lüks marka eğilimi. Hiçbir şekilde yakışıp yakışmadığını düşünmeden alıyorlar. Bence kadınlar kadınlar için giyiniyor. Erkekler size bakarken genel olanla ilgileniyor. “Çok hoş görünüyorsun,” ya da “Çok şıksın,” derler örneğin. Detaylara ya da markalara takılmazlar. Kadınlar markalarla diğer kadınlara şov yapıyor aslında.

Maalesef kasalarındaki parayı üzerlerinde taşımaya çalışıyorlar. Benim en sık gördüğüm sıkıntı bu. Logolu ürünlerin bu kadar göze sokulması, her şeyi markalı almaya çalışmak… Bana biraz klişe geliyor açıkçası. Bizde marka hâlâ tasarımın önünde. Bu çok üzücü.

Sektörün içinden biri olduğunuz için sormak istiyorum; marka her zaman kalitenin teminatı mıdır? Bir kıyafetin pahalı olması onun kaliteli olduğu manasına mı gelir?

Kesinlikle hayır. Asıl önemli olan iç etiketlere bakmaktır. Diyelim ki A markasına gittiniz, bir elbiseye dokundunuz ve size ipek gibi geldi. Ama birçoğunda iç etiketini açıp baktığınızda onun polyester olduğunu göreceksiniz. Dolayısıyla tüketici olarak biraz uyanık davranmanız gerekiyor.

Çünkü markalar da kendi içlerinde çok kaliteli ve çok kalitesiz ürünler çıkartıyorlar. Fiyatlandırma açısından bunu yapmak zorundalar. Yine yüzde 70’e varan, yüzde 80’e varan indirim vaatleri de sizi etkiliyor ve bir sürü şey almaya başlıyorsunuz. Ama dikkat ederseniz elbisenin 119.90 TL’den 99.90 TL’ye indiğini fark ediyorsunuz. Yani arada sadece 20TL’lik bir fark var. Yani siz 20TL’lik indirim için bir yerine on kıyafet almış oluyorsunuz ve bunu da eve gelip fişe baktığınızda fark ediyorsunuz.

Son dönemde bir de yükselen bir minimalizm akımı var. Pek çok insan dolaplarını da sadeleştiriyor. Kapsül dolap uygulamaları da epey revaçta. Hakeza, New York’taki ünlü bir reklam ajansının sanat yönetmeni Mathilda Kahl üç yıl boyunca işe aynı kıyafetle gitmesiyle gündem olmuştu. Bu konular hakkında ne düşünüyorsunuz?

Tabii ki herkes minimalist olmak zorunda değil. Çok şeye sahip olmak istiyorsanız olabilirsiniz. Bu kitapta EÇEV (Ege Çağdaş Eğitim Vakfı) ile ortak bir çalışma yürütüyoruz. Bunu sosyal medyadan da yayıyoruz. Diyoruz ki bilimsel araştırmalara göre son iki yıldır giymediğin bir kıyafeti kalan hayatın boyunca ya hiç giymiyorsun ya da en fazla bir kez daha giyiyorsun. Dolayısıyla bunları madem giymiyorsun EÇEV’e bağışla, onlar da bu kıyafetleri kuru temizlemeye verdikten sonra satsın ve gelir elde etsin, bu gelirle de çocukları okutsun.

Dolayısıyla sizin gardropta görüp tatmin olduğunuz o kıyafetler bir işe yaramış oluyor. Bunu kesinlikle destekliyorum. Bunun dışında hızlı tüketime karşıyım, minimalizmi bu açıdan destekliyorum. Onun yerine daha zamansız ve doğru ürünler tercih edilmeli. İlla pahalı ürünler alın demiyorum ama muhakkak kullanacağınız, hakkını vereceğiniz ürünlere yatırım yapmanız çok daha mantıklı.

Peki son olarak sıfırdan bir gardrop, sıfırdan bir stil yaratmak isteyen bir kadına vereceğiniz birkaç tavsiye ne olurdu?

Birinci tavsiyem, estetik gözüne güvendiği bir arkadaşıya beraber gardrobundaki bütün kıyafetleri denesin ve arkadaşı da ona karşı dürüst olsun. Ona yakışmadığını düşündüğü ve içinde rahatsız hissettiği kıyafetleri bir kenara ayırsınlar. Sonra oturup eksikleri listelesinler ve elediklerini gözden geçirerek nelerin kendisine yakışmadığını ya da nelerle rahat edemediğini tespit etsin. Örneğin elenenlerin çoğu mini etekse mini etek ona yakışmıyor ya da rahat hissettirmiyor demektir. Üçüncü olarak da alışverişe de güvendikleri bu arkadaşlarıyla gitsinler ve kıyafetleri denerken sadece aynada bakmakla yetinmesinler. Kıyafet üzerlerindeyken mağazada bir turlasınlar, oturup kalkmayı denesinler. Ve bu dediğimi adet dönemlerinde yapmasınlar, çünkü bu dönemde bedenlerimiz kesinlikle değişiyor.

Başka bir örnekleme yapalım; diyelim ki alım güçleri yüksek değil. O zaman da şöyle bir şey yapabilir; kumaş pazarlarından parça kumaşlar alıp mahalle terzilerinde kendilerine uygun parçalar diktirebilirler. Mahalle terzilerimiz hakikaten çok başarılı. Bunu da yapamıyorlarsa tarzlarının uyduğunu düşündükleri bir arkadaşlarıyla bazı kıyafetlerini değiş tokuş edebilirler. Çünkü bu kıyafet değiş tokuşu size bir tazelik getirecektir.