Türkiye’de emeklilik sistemi bugün yalnızca bir sosyal güvenlik meselesi değil; ücret politikalarının, istihdam yapısının ve gelir dağılımının aynasıdır. Tartışmanın sürekli emeklilik yaşına kilitlenmesi, sorunun özünü perdelemektedir. Zira Türkiye’de asıl kriz, insanların ne zaman emekli olduğu değil, nasıl bir gelirle yaşlandığıdır.
Ortaya çıkan tablo çarpıcıdır: Türkiye, OECD ülkeleri arasında en erken emekli olunan, buna karşılık emeklilik geliri en düşük ülkelerden biridir. Bu çelişki, ‘erken emeklilik hakkı’ söyleminin pratikte büyük bir yoksullaşma riskine dönüştüğünü göstermektedir. Bugün milyonlarca emekli, çalışma hayatında düşük ücretlerle yaşamış olmanın bedelini, emeklilikte asgari geçim sınırının altında gelirle ödemektedir.
Eleştirilmesi gereken bir diğer nokta, mevcut sistemin nesiller arası adaleti giderek zayıflatmasıdır. Bugünün genç çalışanları, düşük ücretler ve yüksek prim yükleri altında çalışırken; ileride kendilerini bekleyen emeklilik gelirinin de yetersiz olacağını açıkça görmektedir. Bu durum, sosyal güvenlik sistemine olan güveni aşındırmakta, kayıt dışılığı teşvik etmekte ve uzun vadede sistemin meşruiyetini tartışmalı hale getirmektedir.