Enflasyon konusunda ekonomi yönetimlerinde genellikle iki farklı görüş ve yaklaşım vardır.
Birinci görüşe göre enflasyon halkın en büyük düşmanıdır; ekonomik istikrar ve sürdürülebilir büyümenin önündeki en büyük engeldir. Makroekonomik istikrarı bozar; sosyal adaleti yok eder, ahlaki olmayan davranışları arttırır. Bu nedenle ne zaman ki enflasyon “makul” seviyelerin üzerine çıkar ve hedeften çok uzaklaşırsa şiddetle mücadele edilmelidir. Bu mücadelede başvurulacak en önemli araçlardan biri de faizdir.
Bir de bunun aksi görüş vardır ki; enflasyonu çok fazla dert etmez kendisine. Öncelikleri daha farklıdır. Yüksek faizi büyümenin önündeki en büyük engel ve hatta enflasyonun ana nedeni olarak görür.
Türkiye’de bu iki görüş sürekli çekişme halinde oldu. Son dönemde ise ikinci görüş ağır bastı; para ve makro-ekonomi politikalarını bu yaklaşım şekillendirdi. Görünen o ki, en azından seçimlere kadar da böyle olmaya devam edecek. Oysa yaklaşık son 1.5 yıllık uygulama gösterdi ki; bu model enflasyon yaratır. Bu modelin sakıncası TL’den kaçışı hızlandırması, kuru sıçratması ve enflasyonu artırmasıdır. Türkiye’de ne zaman Merkez Bankası’nın Hazine’yi finanse etmesinin önüne geçildi, ne zaman reel faizler “anlamlı” bir düzeye geldi ve tüketimden tasarruflara kaynaklar aktı, işte o zaman Türk Lirası’nda ve fiyatlarda istikrar sağlandı.
İşte bundan dolayıdır ki; enflasyon bir tercihtir.